<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-1" ?>
<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title>News from insaat.firmalari.biz</title>
		<link>http://insaat.firmalari.biz/news/xml.php?id=</link>
		<description>The best news from insaat.firmalari.biz</description>
		<item>
			<title><![CDATA[Inşaat firmaları yarışacak]]></title>
			<link>http://insaat.firmalari.biz/news/xml.php?id=20070314111643</link>
			<pubDate>Wed, 14 Mar 2007 11:16:43 -0400</pubDate>
			<description><![CDATA[İstanbul'da inşa edilmesi planlanan ve 12 Haziran 2007 tarihinde ihalesi gerçekleştirilecek 2. tüp tünel yapımına ilişkin ihalede yarışacak inşaat firmaları konsorsiyum oluşturmaya yönelik çalışmalara başladılar. 

Proje hakkında edinilen bilgilere göre, ''yap-işlet-devret'' sistemi ile uluslararası düzeyde ihaleye çıkarılan yeni tüp geçit yapımında İngiltere, ABD, Almanya ve Japonya başta olmak üzere tüp teknolojisine sahip çok sayıda ülkeden inşaat firmalarının katılması bekleniyor. Türkiye'de ise daha önce benzer projelerde deneyimi olan ve ilk tüp tünel ihalesine katılan bazı Türk inşaat firmaları da konsorsiyum oluşturmak amacı ile yabancı inşaat firmaları arayışlarını sürdürmekte. 

JAPONLAR VE AB ÜLKE İNŞAAT FİRMALARI YARIŞACAK 

Halen yapımı devam eden ve ilk raylı sisteme göre inşa edilen 1. tüp tünel inşaatı için geçtiğimiz yıllarda açılan ihaleye Japon inşaat firmaları tarafından teklif verilmişti. Bunların arasında dünyanın en ileri tüp tünel teknolojisine sahip olan Hazama Corp, Kajima Corp, Mitsubishi, Nishimatsu Cons, Kumagai Gumi Co, Taisei Corp, Obayashi Corp firmaları da Türk inşaat firmaları ile konsorsiyum oluşturarak yer almışlardı. 1. tüp tünel inşaatını, finansmanını Japon JBIC'ın sağlaması nedeni ile aralarında Türk inşaat firmalarının da yer aldığı Japon inşaat firmaları konsorsiyumu üstlenmişti. 

PROJE HAKKINDA BİLGİ 

Yapımı planlanan yeni tüp tünel Avrupa yakasında, Florya-Sirkeci sahil yolunun Kazlıçeşme mevkiinden başlayarak Anadolu tarafında Ankara devlet yolunun Göztepe kavşağı mevkiinde bitecek güzergahı içine alacak. İstanbul boğazının, altından geçen tünelli bölüm iki katlı ve ikişer şeritli olacak. Tünel yalnız hafif araçların tünelden geçiş yapabilecek teknolojiye göre projelendirilecek. Böylece tünelde ağır vasıtalı araçlar geçiş yapamayacak. 
]]></description>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Inşaat sektörü]]></title>
			<link>http://insaat.firmalari.biz/news/xml.php?id=20070312130000</link>
			<pubDate>Mon, 12 Mar 2007 13:00:00 -0400</pubDate>
			<description><![CDATA[Inşaat sektörü ve Inşaat firmaları hakkında bilgiler :

1. İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN TARİHÇESİ

Cumhuriyet dönemindeki gelişim sürecinde inşaat alanında ilk önemli adımlar 1920&#8217;li yıllarda, ileride başkent olacak Ankara&#8217;da başlamıştır. Ankara&#8217;da tüm, zorluklara, ulaşım ve malzeme yetersizliğine rağmen çevrenin geleneksel yapı tarzına uygun bir imar faaliyetine girilmiştir. Kullanılan malzemeler ahşap, kerpiç, kaba yontma taş gibi ilkel malzemelerdi, bunlar bile yeterli düzeyde sağlanamıyordu.

Ülkemizde Cumhuriyetle birlikte hızlı ve planlı kalkınma için sanayi, tarım ve ulaşım alanlarında yatırımlara verilen önem, Türk İnşaat Sanayinin temelini atmıştır.

Bu dönemin ilk inşaat faaliyetleri, ulaşım sektöründeki yol inşaatlarında görülmektedir. Ancak yetişmiş teknik eleman yetersizliği, çalışmaların bir süre yabancı firma, uzman ve müşavirliğinde yürümesine neden olmuştur.

Cumhuriyet döneminin başlangıcından 1950'li hatta 1960'lı yıllara kadar, inşaat sektöründe en büyük ağırlık altyapı ve bayındırlık inşaatlarındadır. Bu süre içinde söz konusu inşaat alanlarında dönem dönem büyük gerçekleşmeler görülmüştür.  Yine bu dönemde DSİ, T.C. Karayolları gibi teknik gücü bünyesinde toplayan  büyük çapta, devlet desteği ile yatırımlar yapan teşkilatlar kurulmuş ve bunların yaptığı yatırımlar inşaat sektörüne bir ivme kazandırmıştır. Bu hız 1960'lı yıllara kadar etkinliğini sürdürmüştür. 

60'lı yıllarda DSİ yatırımlarının hacmi oldukça büyüktü. 1970'li yıllarda yetişmiş teknik işgücü özel kesime kaymış ve kamu kesiminde oldukça önemli bir teknik eleman açığı ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan bu yıllarda özel kesimin faaliyet alanını sanayi kesimine kaydırması ve yatırımların yaygınlaşması sonucunda fabrika tipi bina yapımında artış olmuş, bu da yapım teknolojisinde prefabrikasyon sisteminin gelişmesini sağlanmıştır.

Ülkemizde sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan sosyo-ekonomik değişimler,  kentleşme olgusu ve kentlere göçün hızlandırılması, inşaat sektöründe konut yapımcılığına önemli bir boyut kazandırmıştır.  Ancak planlı bir üretime geçişe imkan bulamadan ortaya çıkan bu gereksinimin denetimsiz bir biçimde karşılanması, konut üretiminde karlılığı tek amaç haline getirmiş, kentlerde plansız ve kalitesiz konut üretimleri yaygınlaşmıştır. Bu olumsuz görünüme rağmen konut üretiminin bu dönemde ülkemiz ekonomisine, istihdam ve yatırım olarak büyük katkılarda bulunduğu da bir gerçektir.

Bu arada olumlu bir gelişme, ticari ve sosyal yapı niteliğinde çok katlı bina yapımında görülmüştür.

Gelişme sürecinde olan ülkemizde yaşanan ekonomik ve sosyal değişim, kentleşme ve konut sorunlarının sürekli olarak yeniden tanımlanması, yeni politika ve çözüm önerileri geliştirilmesini gerekli kılmaktadır .

Ülkemizde konut sorununun gelişimine baktığımızda, Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılından bu yana geçen yetmiş yedi yıllık zaman içinde, değişik zamanlarda konut sorununun değişik yönlerinin önem kazanmış olduğu görülecektir. 1923 yılından 1950 yılına kadar, nüfus ve  kentleşme hızı yavaştır. Ankara dışındaki diğer yerlerde, konut sorunu yoktur. Ülke tek parti yönetiminde olup konut sunum biçimleri çeşitlenmemiştir.

1950 yılından sonra kentleşme hızı yükselmeye başlamış, konut sunum biçimleri ve kurumsal yapılar, kentleşme hızının gerektirdiği konut gereksinimini karşılayamaz duruma gelmiştir. Soruna, içine girilen çok partili dönemde siyasi görüşlerle çözüm aranmış, 1958 yılında İmar İskan Bakanlığı kurulduktan sonra konut ve kentleşme sorunlarına çözüm üretmek bu Bakanlığın sorumluluğuna verilmiştir .

1965 yılından sonra yap-satçı üretim ve gecekondu üretimi hız kazanmıştır. Bu sunum biçimleri, yüksek yoğunluklu ve önemli sorunları olan kentler doğurmuştur. Konut sorunu büyümüş, 1970'li yıllarda yavaş yavaş toplu konut türü sunum biçimleri ortaya çıkmaya başlamış ancak, bunlar kurumsallaşamamıştır ve kooperatifler en önemli konut üreticisi durumuna gelmiştir. 198O&#8217;li yıllarda Türkiye'nin yalnızca kentleşme alanında değil, toplumsal yaşamın her alanında da dönüşüm yaşadığı yıllar olmuştur. Türkiye, 1950'lerin yarısından sonra sürdürmekte olduğu iç pazara dayalı büyümeyi önce kalkınma modelini bırakarak, dışa dönük kalkınma modeline geçirmiş kaynaklarını uluslararası rekabet kurallarına göre dış piyasalara üretim yapabilen sektörlere aktarmaya başlamıştır. Konut ve kentleşme konusunda 1950'1i, yılların ortalarında ortaya çıkan kimi kurumlar, ya biçim değiştirmiş ya da uyum sağlayamayıp yok olmuştur.

1980'lerde Türkiye, bir yandan önceki dönemlerden devreden kentleşme ve konut sorunlarına, bir yandan da yeni dönemin sorunlarına çözüm bulmaya çalışmıştır. 1980'den sonraki dönemde kentsel alanlarda yaşanan değişimlerden birisi, gecekondulaşmanın değişen niteliğidir. Kullanıcıların başkalarının arsaları üzerinde kendi emekleri ile ürettikleri tek ya da az gecekonduların yerini, kullanımcı dışındaki gruplarca üretilen çok katlı yapılaşma almıştır. Ayrıca, kentlerin imarlı kesimlerinde de benzer gelişmeler yaşanmış, orta ve üst gelir gruplarına yönelik seçeneklerin, kooperatiflerin konut üretimindeki payı artmıştır. Bunun nedeni de Toplu Konut İdaresi'nin kooperatiflere açtığı kredilerdir. Kooperatiflerin üretimden aldığı payın artması, arsa gereksinimini artırmış ve arsa alarak konut üretimini buralarda yapmalarına yol açmıştır. Ayrıca konut üretiminin kent dışına taşınmasında Emlak Bankası ve Toplu Konut  İdaresi uygulamalarının da etkisi olmuştur. Bu oluşumların sonucu daha büyük kent parçalarının açılmasını  gerektiren toplu konut türü gelişmeler, egemen olmaya başlamıştır.

Ülkemizde, Cumhuriyetin ilanından sonra farklı dönemlerde değişik boyutlarda hissedilen konut sorunu, özellikle yüksek nüfus artışı, hızlı ve sağlıksız kentleşme sonucunda giderek artmıştır .



2. İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN
 EKONOMİMİZ İÇİNDEKİ YERİ 

Her ülkede inşaat sektörü, ekonomik yapı içerisinde ayrı bir yere ve öneme sahiptir. Yüzlerce çeşit mal ve hizmet üretimi ile olan doğrudan bağlantısı ve yoğun iş gücü kullanımı ve sosyo-ekonomik refah düzeyine olan katkısı, bu sektörün ülke içerisinde önemli yere sahip olduğunu göstermektedir. 

İnşaat Sektörünün GSMH daki direkt payı % 6 mertebesinde iken ekonomideki küçülme ve bunun inşaat sektöründe daha da ağırlıklı olarak hissedilmesinden dolayı, 2002 verilerine göre sektörümüzün GSMH içerisindeki payı   sabit fiyatlarla % 4,6&#8217;ya gerilemiştir.  Sektöre girdi sağlayan diğer sektörler de dikkate alındığı takdirde inşaat sektörünün GSMH daki direkt ve endirekt payı toplamı yaklaşık % 33 seviyesindedir. İnşaat Sektörünün istihdama katkısı % 15 düzeyindedir. 

Sektörün bu özelliği nedeni ile, dünyada ekonomileri duraklamaya giren birçok ülke öncelikle inşaat sektörünü canlandırarak ekonomilerinin güçlenmelerini sağlamışlardır. Bunun en çarpıcı örneği İkinci Dünya Savaşından sonra yanmış yıkılmış Almanya&#8217;nın inşaat sektörüne öncelik vermek suretiyle ekonomisini güçlendirmiş olmasıdır. Sektör bu yüzden EKONOMİNİN LOKOMOTİF SEKTÖRÜ SAYILMAKTADIR. 

Ekonomimizdeki önemli yerine rağmen inşaat sektöründe son yıllarda bir düşüş yaşanmaktadır. 

Sektörümüzde en önemli sorun, genel bütçeden yatırımlara ayrılan payın her yıl reel anlamda azalmasıdır.

2003 Konsolide bütçe harcaması 143,2 katrilyondur.

2003 yılı konsolide bütçe ödeneklerinin

95,1 katrilyon veya % 66,3 transferlere,
29,5 katrilyon veya %20,6 personele,
11,5 katrilyon veya %8 sosyal güvenlik kuruluşlarına, 

VE SADECE 7,5  katrilyon veya   % 5.2 &#8216;si  YATIRIMLARA ayrılmıştır.

2003 yılı için Yatırımlara ayrılan toplam pay olan 7,5 katrilyon  bütçenin % 5&#8217;i kadardır. Yatırımlara ayrılan bu  payın yani % 25&#8217;i veya dörtte biri  ya da 2 katrilyonu KDV, stopaj , SSK primi, işsizlik sigortası  primi, muhtasar vergi gibi nedenlerle devlete geri ödenmektedir. Dolayısı ile bu tutar, sektörün gelişimi için herhangi bir sonucu ifade etmemektedir. Reel anlamda bütçeden yatırımlara hiç para ayrılmasa, tümü tasarruf edilse dahi tüm bütçenin ancak   %3,75 tasarruf edilmiş  olacaktır.

Yukarıdaki rakamlardan da  anlaşılacağı üzere yatırıma ayrılan pay, sektöre önem verilmediğini açıkça ifade etmektedir.

Ayrılan yetersiz ödenekler nedeniyle yatırımlarımızın,  18-20 yıl ve hatta tarım projelerine 2003 yılında ödenek ayrılamaması nedeniyle yarım asrı  bulan sürelerde tamamlanabilmesi ülkemiz ekonomisine çok pahalıya mal olmaktadır. Çünkü:

Ø	Yatırımın hizmete girmesi ve ekonomiye geri dönmeye başlaması aynı ölçüde gecikmektedir.
Ø	Geçen süre içerisinde yapılmakta olan yatırımlar, bir taraftan dış etkenlerle tahrip olmakta, diğer taraftan teknolojideki gelişmelere uyamadığı için verimliliğini  kaybetmektedir. Aynı zamanda, ekonomik ömürlerinin büyük kısmını da inşaat süresinde tüketmektedir.
Ø	Yüklenici ve çalışanların mağduriyetine yol açmaktadır.
Ø	Yatırım maliyetleri artmaktadır.
Ø	Ödenekler yatırıma değil onarıma harcanmaya başlanmıştır.

Ayrıca, kamu yatırım bütçesinin yetersizliğine bağlı olarak başka sorunlarda çıkmaktadır. Şöyle ki;

Ø	İhale edilmiş ve devam eden işlere ait ödeneklerin yetersizliği ve buna bağlı olarak, yüklenicilere ödemelerin zamanında yapılamaması dolayısıyla  banka kredilerini kullanma zorunluluğu ile yüklenicileri karşı karşıya bırakmaktadır.
Ø	Ödemelerin zamanında yapılamamasının iş sahibi idarelere herhangi bir sorumluluk getirmemesi ve yüklenicilerin bu durumda dahi haklarını arayamamaları, hak kayıplarını beraberinde getirmektedir.

Bütün bu olumsuz koşullar yatırımlarımızı geciktirmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, &#8220;Geciken İş En Pahalı İş&#8217;tir&#8221;.

Halen uygulanan yatırım politikaları ile: &#8220;Ülkenin kaynakları israf edilmektedir.&#8221;
Kaynakların yatırımlara etkin şekilde aktarılması, yatırımların ekonomiye kazandırılması, bu yatırımların ortalama  5 yıl  içerisinde kendini finanse eder hale gelmesini sağlayarak, bütçe üzerindeki yükü ortadan kaldıracaktır. Bitirilme aşamasına gelmiş projeler öncelikli olarak tamamlanarak bir an evvel ekonomiye kazandırılmalıdır. Ekonomiye yüksek katkı sağlayacak projelerin ise bitirilme yılları hedeflenerek, ödenekleri bu hedeflere uygun ayrılmalıdır.

Özellikle birkaç senede bitirilebilecek seviyeye gelmiş sulama projelerinin sulama barajlarının çok acil olarak bitirilebilmesi için, sektörler arası ödenek kaydırması ile projelerin desteklenerek tamamlanmaları teşvik edilmelidir.

Özetle; paramız olmadığı için yatırım yapamıyoruz, yatırım yapamadığımız için paramız olmuyor.
Yukarıda ifade edilenleri  net bir şekilde ortaya koymak açısından aşağıda bazı  grafikler ve veriler sunulmaktadır..


Genel ve Katma Bütçeden Toplam Yatırımlara Ayrılan Pay 


 

DSİ yatırım bütçesi için verilen ve talep edilen ödenekler






























			
KGM BÜTÇESİNİN GENEL BÜTÇEYE ORANI
			
	YILLAR	GENEL BÜTÇEYEORANI %	
	1955	11	
	1960	13,3	
	1965	7,1	
	1970	7,7	
	1975	5,6	
	1980	4,1	
	1985	3,5	
	1990	2,8	
	1995	2,1	
	2000	1,2	
	2001	2,1	
	2002	1,8	
	2003	1,5	





SON ÜÇ YILDAKİ KAMU PROJE  STOKU                                                                                                                                                                                                                     					 
TÜMSEKTÖRLER	PROJE SAYISI (ADET)	PROJETUTARI	YIL SONUNAKADAR HARCANAN	KALANYATIRIM TUTARI	AYRILAN  ÖDENEK
2001	5.047	105.205.408	33.776.542	71.428.946	6.887.000
2002	4.414	166.796.827	66.021.004	100.775.823	9.835.000
         2003	3.851	187.110.313	80.371.663	106.738.650	12.464.000
 					 
					 
							 







2003 YILI YATIRIMLARININ KAYNAKLARINA GÖRE DAĞILIMI

SEKTÖR	PROJE SAYISI	2003 E DEVİR PROJE TUTARI	2003 YILIAYRILAN ÖDENEK
TARIM	364	23.942	1141
ENERJİ	97	25.979	2655
ULAŞTIRMA	346	32.850	2871
EĞİTİM	1264	5059	2021
SAĞLIK	475	4142	839
DİĞER KAMU HİZM.	953	10312	1923

SEKTÖRLERİN KURULUŞLARA GÖRE YATIRIMLARI:

I- Tarım Sektörü Yatırımlarının Önemli Bazı Kuruluşlara Göre Dağılımı:

KURULUŞ	PROJE SAYISI	2003 YATIRIM TUTARI	2003 ÖDENEK TUTARI
DSİ	189	22340	708
KÖY HİZMETLERİ	34	708	105
TARIM VE KÖY İŞL.	42	298	94
										TRİLYON TL.-


II- Enerji Sektörü Yatırımlarının Dağılımı:

KURULUŞ	PROJE SAYISI	2003 YILIYATIRIM TOPLAMI	2003 YILI ÖDENEK TOPLAMI
DSİ	49	19696	1210
ELEKTRİK İLETİM	7	876	380
ELEKTRİK ÜRETİM	17	3799	575
TEDAŞ	7	1580	480










Ülkemizin en önemli yatırımcı kuruluşlarından DSİ ve TCK nın verileri aşağıda değerlendirilmektedir. 

DSİ TARIM PROJELERİ

Genel

2003 YILI TOPLAM YATIRIM TUTARI	   22.340.596.-
2003 YILI AYRILAN ÖDENEK		        708.800.-
ORTALAMA TAMAMLANMA SÜRESİ	            32 YIL


Tarımda Dış Proje Kredileri İle Yapılan İşler

2003 YILI TOPLAM YATIRIM TUTARI	    6.888.616.-
2003 YILI AYRILAN ÖDENEK		        300.000.-
ORTALAMA TAMAMLANMA SÜRESİ	            23 YIL


Tarımda Özkaynak İle Yapılan İşler

2003 YILI TOPLAM YATIRIM TUTARI	  15.451.980.-
2003 YILI AYRILAN ÖDENEK		       408.800.-
ORTALAMA TAMAMLANMA SÜRESİ	            38 YIL

DSİ Enerji Projeleri

2003 YILI TOPLAM YATIRIM TUTARI	  19.696.000.-
2003 YILI AYRILAN ÖDENEK		     1.210.000.-
ORTALAMA TAMAMLANMA SÜRESİ	            16 YIL
                                                
                   
TCK ULAŞTIRMA KARAYOLLARI PROJELERİ

Genel

2003 YILI TOPLAM YATIRIM TUTARI	   11.348.827.-
2003 YILI AYRILAN ÖDENEK		        811.500.-
ORTALAMA TAMAMLANMA SÜRESİ	            14 YIL




Dış Proje Kredileri İle Yapılan İşler

2003 YILI TOPLAM YATIRIM TUTARI	 3.410.939.-
2003 YILI AYRILAN ÖDENEK		    191.389.-
ORTALAMA TAMAMLANMA SÜRESİ	         18 YIL
Özkaynak İle Yapılan İşler

2003 YILI TOPLAM YATIRIM TUTARI	 7.937.888.-
2003 YILI AYRILAN ÖDENEK		    620.111.-
ORTALAMA TAMAMLANMA SÜRESİ	          8 YIL

Bu rakamlar sulama projelerinin yarım asırda  bitirileceğini  ifade etmektedir. 

Duble yolların süresini bilmemekle birlikte mevcut yol ağırlığımıza ilişkin projeler 10 ila 20 yılda bitecektir.


 Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü&#8217;nün 7 sıra nolu Bütçe Uygulama Talimatı ile Dış Proje Kredilerinde % 10, Muhtelif Yatırımlarda % 25 bloke olduğu talimatlandırmıştır. 

Bu şartlar altında yeni bir dengenin oluşması beklenmektedir.

2003&#8217;ün ilk  yarısını çalışmadan geçiren sektörümüz temsilcilerim diğer yarısını ise çalışmayı umarak sektörün lokomotifini işler hale getirmeyi planlamaktadır. 

2003 yılı verileri  sektörümüzün küçüldüğünü göstermektedir. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre  2003 yılının ikinci altı aylık  döneminde geçen yılın aynı dönemine göre sabit fiyatlarla kamu kesimi katma değerinde %14.8&#8217;lik azalış, özel sektör inşaat faaliyetlerinde ise bu dönem m2 olarak hesaplanan tamamlanmış inşaatlarda geçen yılın aynı dönemine göre %15.2'lik azalış olmuştur

Yine DİE verilerine göre 2003 yılı ilk altı ayında 2002 yılı ilk altı ayına göre, Yapı Ruhsatı verilen yapıların değerinde %24.7'lik, daire sayısında %5.0'lık artış; Yapı Kullanma İzin Belgesi verilen yapıların değerinde %17.0'lık, daire sayısında %0.5'lik artış olduğunu açıklamıştır. 

Sektörde iş imkanlarının daralması, geniş bir personel ve makine-teçhizat kapasitesine sahip olan sektörümüzü son derece sarsmış, mevcut kapasitesini kullanamaz hale getirmiştir .Çok sayıda inşaat işçisi ve yetişmiş personel işlerini kaybetmiştir; makine-teçhizat atıl durumdadır; satışa çıkarılanlar elde beklemektedir. 1994 krizinden sonra, yurtdışında kazandıkları ile durumlarını düzeltmeye çalışan firmalarımız dış pazarlarda yaşanan durgunluk dolayısıyla bu desteklerinden de mahrum kalmışlardır. İçinde bulunduğumuz dönemde, inşaat şirketleri personel ve işçi çıkararak, küçülerek, öz kaynak kullanarak ayakta kalmaya çalışmaktadır. İnşaat sektörü ile girdi-çıktı ilişkisi içinde olan bir çok hizmet ve imalat sektörünün de inşaat sektöründeki daralmadan olumsuz etkilendiğinin ayrıca vurgulanması gerekmektedir. 

2003 yılı ikinci üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre GSMH gelişme hızı %3,7 GSYİH gelişme hızı % 3,9 olarak hesaplanmıştır.  cari  fiyatlarla 2001 yılında inşaat sektörünün GSMH içindeki payı 9.240.878 milyar TL olmuştur. 2002 yılında ise bu rakam 11.495.787 milyar TL ye ulaşmıştır. 2001 ve 2002 yılları arasında artış varmış gibi gözükse de, gerçekleşen artış nominal artıştır. Oysa  1987 yılı fiyatları baz alındığında ise 2001 yılında inşaat sektörünün GSMH içindeki payı 5.662 milyar TL olarak gerçekleşmiş, 2002 yılında ise 5.383  milyar TL olmuştur. Gerçekleşen küçülme   -4,9 olmuştur. DİE&#8217;den alınan verilere göre 2003 yılının ilk altı aylık döneminde cari fiyatlarla inşaat sektöründe  yüzde -14,5&#8217;lik küçülme  yaşanmıştır


Toplam yatırımların yaklaşık %50 sini inşaat sektörü oluşturmaktadır. İnşaat sektörü kendisine bağlı 200 den fazla alt sektörün üretime geçmesini sağlamaktadır. Örneğin bir fabrika kurulurken ilk olarak fabrikanın binasını yapmak gerekecektir. Yani her sanayi dalının oluşumunda inşaat sektörü de pay alacaktır. İnşaat sektörü diğer sektörlerle olan yakın bağlantısı nedeniyle , yaşanan ekonomik krizlerden en çok etkilenen sektör durumundadır.

2000 yılı 21 Kasım&#8217;ında ve 2001 Şubat ayında yaşadığımız ekonomik kriz tarihimizde görülen en büyük krizdi. Yaşanan ekonomik kriz beraberinde 2001 de hazırlanan ekonomik programın çökmesine neden oldu ve bu programın çökmesi ile 2002 yılı için yeni bir program hazırlandı. 2002 yılında hazırlana ekonomik  program ilerleyen yıllara  daha umutla bakılmasını  sağlasa da siyasi istikrarsızlık  beraberinde   belirsizlik ortamı yaratmış  bu da doğal olarak hızla harekete geçirilmesi gereken yatırımların yapılmasını engellemiştir. Ülkemiz siyasi yaşamının yeniden şekillenmiş olması karşısında sektörümüz adına yeniden ümitler ortaya çıkmıştır. Ancak unutulmamalıdır ki, yatırımların harekete    geçirilmemesi   az önce de belirttiğimiz gibi inşaat sektörünün büyümesinde temel   engeli teşkil etmektedir.

Bu şartlar altında, halen inşaat sektörünün lokomotif görevini yapabildiğini ve Hükümetlerimizin sektörün bu özelliğinden yararlandığını söylemek maalesef mümkün değildir.

Ayrıca  Ekonomik krizin etkilerini 1 &#8211; 2 yıl geriden izleyen İnşaat Sektöründe, izleyen yıllarda geçtiğimiz yılların etkisinin belirginleşeceği ve derinleşeceği açıktır.

2002 yılında İnşaat Sektörü yurtiçinde kamu ve özel sektör yatırımları açısından ne yazık ki umut vaat edici geçmemiştir. 2002 yılında Türk İnşaat firmaları yurtdışı pazara yönelik girişimlere ağırlık vermişlerdir. Halen bu yöndeki  çalışmalar  sürdürülmektedir.


3. İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ


Kamu kesiminde inşaat sektörünün en önemli problemi kamu yatırımlarındaki kaynak yetersizliğidir. 1980 'li yıllardan bu yana kamuda yatırım ödenekleri sürekli azalmış ve kamu yatırımlarında duraklama sonucunu getirmiştir. 1980 'li yıllarda kamu yatırım ödenekleri GSMH&#8217;nın % 4,5 seviyesinde iken her sene küçülmüş ve halen % 2&#8217;nin altına düşmüştür. Yani reel olarak kamu yatırım ödenekleri  1980&#8217;den bu yana % 50 den daha fazla azalmıştır.

Şu anda ihalesi yapılmış sulama, baraj, karayolu, liman, kanalizasyon, içme suyu gibi büyük projelerin inşaatlarının mevcut bütçe ödenek şartları ile ortalama yaklaşık 20 yıldan önce bitirilebilmesi ise mümkün değildir. Bu ortalama süre içinde, tarım sektörüne ayrılan ödeneklerin yıllar içinde gösterdiği düşüş nedeniyle 30 yılda, enerji sektörü yatırımlarına ağırlık verilmiş olması nedeniyle de bunların 10 yılda tamamlanabildiğini ayrıca belirtmemiz gerekmektedir. Belirtilen sürelerin 2003 yılında çok daha düşük ödenek verilmesi sebebiyle özellikle tarım projelerinin  yarım asrı bulan  bir sürede tamamlanabileceğini bir  kez daha vurgulamak gereklidir.

Bu derece uzun yıllarda bitirilebilecek yatırımlar ülkemiz ekonomisine çok pahalıya mal olmaktadır.  Bu durumun sebep olduğu diğer olumsuzluklara  yukarıda ayrıntılı olarak yer verilmiştir.

Yatırımlar, ülke kalkınmasının en temel unsurudur. Özellikle, altyapı yatırımlarının yavaşlatılması veya bazılarının durdurulmasının bedelini  ülke ekonomisi mutlaka çok ağır şekilde ödemektedir. Başlanmış olan projelerin bu kadar uzun senelerde tamamlanmasına ülkemiz ekonomisinin tahammülü yoktur. O halde bu projelerin kısa sürede bitirilerek ekonomiye kazandırılabilmeleri için iç ve dış kaynak yaratılması zaruridir.

Geniş ölçekte bakıldığında, kamu yatırımlarındaki azalma sadece bir inşaat sektörü sorunu değil ülkenin geleceğinin nasıl biçimlenebileceğinin de sorunudur. Altyapının sağlanmasında birikecek eksiklikler ekonomimiz ve sosyal gelişmemiz için büyük engeller yaratacak, gelecek nesiller pahalı faturalar ödemek zorunda kalacaktır . 

Taahhüt sektörü içinde bulunduğu bu zor durumda, ayrıca yapı maliyetinin enflasyon oranı üzerindeki artışını, kredi ve banka teminatı sıkıntılarını, kamu ihale sisteminin idari ve mali sorunlarını sürekli olarak yaşarken, birdenbire ekonomik krizlerle karşılaşmıştır. Bu nedenle uğradığı şok ve içine düştüğü bunalım diğer sektörlerin genelde hissettiklerinden çok daha fazladır . 
 

3.1. KAMUDAKİ KAYNAK YETERSİZLİĞİNE KARŞI ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ :

	1.	Öncelikle, ihalesi yapılmış yatırımların kısa sürede bitirilerek ekonomimize kazandırılabilmeleri için, bütçe imkanlarına ilaveten proje kredileri şeklinde dış kaynak yaratılmalıdır.
	2.	Halen ihalesi yapılmış işlerden, idare ve inşaat sanayicilerince uygun görülenlerin, inşaat sanayicilerine az da olsa tazminat ödenerek tasfiyeleri teşvik edilmelidir.
       3.Kaynağı temin edilmemiş  yeni projelerin ihalelerine kesinlikle girilmemelidir. 2003&#8217;te yürürlüğe giren Kamu İhale Kanunu bu şartı ön koşul olarak getirmiştir.
	4.	Mevzuatta yabancı sermayeyi engelleyici unsurlar düzeltilmeli, ülkemizde yatırım yapmayı özendirecek tedbirler getirilmelidir.
5.	Yap-İşlet ve Yap-İşlet-Devret sistemleri etkin bir şekilde devreye sokulmalıdır. Ekonomik ve teknik fizibilitesi yapılmış, uygulama projeleri hazırlanmış yatırım projeleri yerli ve yabancı müteşebbislerin seçimine hazır hale getirilmelidir.
6.	İnşaatına henüz başlanmamış rantabiliteleri yüksek projelere yabancı sermaye ve dış kredi yolu ile kaynak temin edilerek kısa sürede yapımları gerçekleştirilmelidir.



3.2. HAK EDİŞLERİN YILI İÇİNDE DAĞILIMI VE GEÇ ÖDENMESİ

Bütçeden ayrılan ödeneklerle sektör temsilcilerimizin  bir kısmının şantiyelerini açmaları dahi imkansızdır. Zira, işe verilen ödenekle, işin başında bulundurulacak sabit personel ve şantiye genel masraflarının bile karşılanması mümkün değildir. Programa girmiş öncelikli projelerin ödenek yokluğu nedeniyle beklemesi hem ekonomi hem inşaat sektörü için ciddi bir sorundur. Bu işlerin bir an önce tamamlanarak hizmete sokulması, sıkıntıdaki ekonomimiz için büyük kazanç olacaktır. Yarım kalan bu önemli işler ,başta tarım projeleri olmak üzere, önceliklerine göre sıralanmalı  ve bu projelerin inşaat sanayici firmaların dış ülkelerden kredi bulmaları dahil özel sektör imkanlarını da kullanarak bir an önce tamamlanmaları sağlanmalıdır. 

Maliye Bakanlığından alınan bilgiler ışığında 2003 yılında ödenek dilimleri serbest bırakılma oranları şu şekildedir.

GENEL ORANLAR:

Ocak-Haziran   % 39,42
Temmuz-Eylül    %19,42
Ekim-Aralık         %26,66
Toplam               % 85


Kamu yatırımlarına ayrılan yetersiz ödeneklerin yılı içinde farklı dönemlerde serbest bırakılması sorunları ağırlaştıran bir uygulamadır. 2002 yılı için ödeneklerin yılın son altı ayında % 60&#8217;ının serbest bırakılması  soruna önemli bir örnek teşkil etmektedir. Özellikle yılın son üç ayında serbest bırakılan ödenekler sektör için çok anlamlı değildir. Zira bu dönemde pek çok yerde hava koşulları nedeniyle faaliyette bulunulamamaktadır.

Yılı başında ödeneklerin tümünün serbest bırakılması yatırımlarımıza ciddi bir hız ve süreklilik kazandıracaktır. Bu sağlanamadığı takdirde hiç değilse yılın ilk altı ayında tüm ödeneğin serbest bırakılması önemli bir rahatlama sağlayacaktır. Ödeneklerin yılın son dönemlerine bırakılmaması, mevsim koşullarının ve enflasyonun ağırlaştırıcı etkisini ortadan kaldıracak, teknik olarak yapımı süreklilik gerektiren işlerin tekniğine uygun yürütülmesi temin edilecektir.

Serbest bırakılan ödeneklerin zamanında tahsil edilememesi ise bir diğer sorundur. Üyelerimiz Devletten alacağını gününde alamamasına rağmen Devlete olan borçlarını gününde ödemek mecburiyetindedir. Zira Devletimiz hak edişlerin ödenmesindeki gecikme için bir faiz ödemez iken vergi,prim vb borçlar için ciddi gecikme faizleri uygulanmaktadır.

İstisna sözleşmesinin tarafları olan devlet ve üyelerimizin edimleri arasındaki bu dengesizlik, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 4 üncü maddesinde yer alan &#8220;kamu sözleşmelerinin tarafları,sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir&#8221; şeklindeki temel ilkeye aykırıdır. Her ne kadar bu kanun halen devam eden işleri kapsamamakta ise de, bir genel hukuk prensibi olarak göz önünde bulundurulmak zorundadır.


3.3. KAMULAŞTIRMADAN KAYNAKLANAN SORUNLAR 


İnşaat faaliyetlerinin sağlıklı yürütülebilmesinin koşullarından birini, inşaat sahasındaki arazilerin kamulaştırma işlemlerinin tamamlanmış olması oluşturmaktadır.

Uygulamada, bu çeşit araziler kamulaştırılmakta, ancak bütçeye kamulaştırma bedellerine ait gerekli kaynak konulmadığı için, hak sahiplerine ödeme yapılamamaktadır. Bu ödemenin yapılamaması, inşaatın başlaması ya da devamında yükleniciye sağlıklı bir yer teslimine engel olmakta, bu da işin durmasına neden olmaktadır.

Kamulaştırma bedellerinin ödenmemesi, çok büyük projelerin gecikmesine sebep olmaktadır.

Özellikle, projenin, kısa sürede ve süratle tamamlanmasının büyük önem taşıdığı kredili işlerde, kamulaştırma bedeli nedeniyle yaşanan sıkıntılar kredinin kullanılamaması sonucunu dahi doğurmaktadır. Bu nedenlerle, kamulaştırma bedellerine bütçede mutlaka yer verilmelidir. 

Ayrıca kamulaştırma konusunun ulusal bir sorun olmaktan çıkıp ülkemizin uluslararası yargı organları önünde çok ciddi tazminatlar ödemesine sebep olan kronik bir sorunu haline geldiği bilinmektedir.

Son çıkarılan kamulaştırma yasası da bu kapsamda büyük önem taşımaktadır.


3.4.  MALİ MEVZUATA İLİŞKİN SORUNLAR

Üst kuruluşumuz, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu TİSK&#8217;in 625 işletme&#8217;de, 213.000 çalışanı kapsayan, işyeri sorunları ve kaynakları anketinin sonuçlarına göre; işletmelerde en sorunlu alanlar, girdi maliyetlerinin yüksekliği ve vergi sistemi olarak belirlenmiştir. 

Kayıtlı sektör mensuplarını kapsayan bu ankette, kayıt dışı sektörün yükünü de taşıyan işyerlerimizin, vergisel sorunları ağırlıklı hissetmeleri hiç de şaşırtıcı olmamıştır. Bu kapsamda sektörümüzün mali mevzuata ilişkin özel sorunları aşağıda yer almaktadır.


3.4.1. Yıllara Sari İnşaat ve Onarım İşlerine Uygulanan % 5 Vergi Stopajı


Gelir Vergisi Kanunu  42. maddesi kapsamında yer alan yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerine ait hakediş bedelleri ve avanslarından, % 5 oranında stopaj suretiyle vergi kesintisi yapılmaktadır. Bu stopaj yüksek oranlı peşin vergi olup, diğer vergi mükelleflerine göre yapım yüklenicilerine büyük haksızlık ve adaletsizlik yapılmaktadır. Zira taahhüt şeklinde inşaat işi yapan firmaların en önemli sorunlarından birisi yüzde 5 oranındaki vergi stopajıdır. 

Kesinti oranı önce %3 olarak saptanmış ancak daha sonra 1137 sayılı Kanun ile 1969 yılından itibaren %2&#8217;ye indirilmiştir.  2361  Sayılı Kanun ile de 01.01.1981&#8217;den itibaren %5&#8217;e yükseltilmiştir. ( GVK Md. 94/3) . O tarihten bu yana da yüzde 5 olarak uygulanmaktadır.   Kesinti yoluyla ödenen bu vergiler işin bitimini takip eden yılın  Mart  ayında verilecek beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisine mahsup edilmektedir. Kesinti yoluyla ödenen vergi üzerinden de ayrıca %10 fon payı kesintisi yapılmaktadır. Toplam kesinti oranı %5,5 düzeyindedir. Kurumlar Vergisi oranının %40 olduğu dönemde uygulanan bu oran, kurumlar vergisi oranı %30 &#8216;a inmiş olmasına rağmen herhangi bir indirime tabi tutulmamıştır. 

Kurumlar vergisi oranının yüzde 46 olduğu dönemde  stopaj oranı % 5 olarak uygulanmaktaydı, Kurumlar vergisi oranı sırasıyla  % 40&#8217;a ve %30&#8217;a  düştüğü dönemlerde  ise stopaj oranı yine % 5 idi.  Kurumlar vergisi oranının %30&#8217;a inmesi ve ekonomik krizler nedeniyle özellikle inşaat firmalarının kar marjlarının düşmesi nedeniyle stopaj yoluyla ödenen vergilerin iade edilme olasılığı ve oranı yükselmiştir. Şöyle ki; vergi oranı %30 olduğuna göre, 5 liralık bir verginin mahsup edilmesi için vergi matrahının 16.667 TL olması gerekmektedir. Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde bu denli yüksek net kar oranına genellikle ulaşılamamaktadır. Dolayısı ile vergi oranı %40 iken belirlenmiş %5 lik stopaj oranının, vergi oranının yüzde 30&#8217; a indirildiği dikkate alınarak %3,30 olması gerekmektedir.  Bu oranlarla ilgili değişiklik yapma yetkisi Bakanlar kurulu&#8217;na ait olup, sorunun alınacak bir kararla çözümlenmesi imkanı bulunmaktadır.


Yüzde  5 stopajı gelir vergisi oranı ile kıyasladığımız zaman ise ortaya şöyle bir durum çıkmaktadır.
Stopaj oranının yüzde 5 olarak belirlendiği 1981 yılında, Gelir Vergisindeki en düşük oran yüzde 25 idi. Zamanla bu oran 5 er puanlık dilimler halinde  indirilerek yüzde 15&#8217;e kadar düşürülmüştür. Ancak stopaj oranında herhang, bir indirime gidilmemiştir.  2003 yılında başlangıç oranının yüzde 15&#8217;e indirilmiş olması stopajın gelir vergisinin 1/3&#8217;ü olduğu anlamına gelmektedir. Bu ise uygulamadaki önemli bir aksaklığı göstermektedir. 

Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde işin devamı süresince ödenen istihkaklardan %5 stopaj yapılmakta, ancak işin bitim tarihine kadar kar-zarar beyan edilmemektedir. İşin zararla sonuçlandığı ya da kesilen vergilerin, işin bitiminde beyan edilen kazanç üzerinden hesaplanan vergiden fazla olması gibi durumlarda ise, istihkaklardan kesilen %5 stopajın, iade edilmesi söz konusu olmaktadır. Ancak iade edilecek tutar yeniden değerlendirme oranına göre yükseltilmiş stopaj  tutar olmadığı için, ödenen miktar zarardan alınan bir vergi özelliği taşımaktadır. Yani zarar halinde, stopajlar şirket sermayesinden Devlete yapılmış bir transfer niteliğini taşımaktadır. Öte yandan  iade söz konusu olduğunda, iadenin yapılabilmesi için,  teminat gösterilmesi ve yıllarca teminat mektubu komisyonu ödenmesi gerekmektedir. Teminat gösterilmediği takdirde ise iade edilecek vergilerin ancak %70&#8217;i vergi incelemesi sonucu iade edilmektedir. Bu iadeyi hak edebilmek için ise yıllarca maliyenin incelemesinin sonuçlanmasını beklemek gerekmektedir. Kesilen vergiler geri alınmış olduğunda ise erimiş olmaktadır. Yani Devletin finansman yükü inşaat firmalarına aktarılmaktadır. 

Yıllara sari inşaat işlerinde, asıl yükleniciden ve taşeron firmalardan ayrı ayrı kesilen stopaj ise mükerrer ödemelere yol açmaktadır. Bu mükerrerliğinde giderilmesi gerekmektedir.   
  
     
3.4.2. İnşaat Sektöründe Firma Sahipleri ve Kâr Dağıtımı

Kamu kuruluşlarının inşaatlarını yapan inşaat şirketleri diğer mükelleflerden farklı bir nitelik taşımaktadır. Şöyle ki bu şirketler  eğer inşaat işi 5 yıl devam ederse 5 yıl, 10 yıl devam ederse 10 yıl ortaklarına kazanç,kar payı  ya da temettü dağıtamamaktadırlar. Çünkü bu durum maliyeye göre örtülü kazanç olarak kabul edilmektedir.

Senelere sari inşaat işlerinde işin süresi 8-10 yıl  hatta bütçeden yatırımlara ayrılan  ödeneklerle daha uzun süre devam etmektedir. Bu süre içinde şirket ortakları  kendi ihtiyaçları için şirketten para çekememektedirler.  Yani şirket 10 trilyon kazanmış olsa bile, ortaklarına kar payı olarak 1 lira dahi dağıtamamaktadır. Öte yandan, hak edişi ya da avansı aldığında, fon payı dahil yüzde 5,5 vergiyi peşin olarak  ödemektedir. 

&#8220;Yüzde 5.5 küçük bir oran olarak gözükebilir. Ancak bu oranın  içinde inşaat maliyetlerinin de olduğu brüt gelirin  yüzde 5.5&#8217; u olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.  İnşaat şirketinin %90 hisseye sahip bir ortağı 1 trilyon TL. hatta 10 trilyon TL. kazanmış olsa bile , inşaat devam ettiği için şirketinden, kara mahsuben 10 milyar TL dahi alamamaktadır.  Şirketin yaptığı inşaat devam ettiği sürece örneğin 10 yıl boyunca, şirket ortağı ve ailesinin; yemeden, içmeden, çocukları okumadan, giyinmeden, hastalanmadan yaşadığı varsayılmaktadır.  

Çözüm 

Bu uygulamanın bir an önce kaldırılması gerekmektedir. Önceki yıllarda Maliye Bakanlığı yetkililerine sorun defaatle aktarılmış, sorunun kanun değişikliğine dahi gerek kalmadan bir tebliğle çözülebileceği kendilerince ifade edilmiş ise de bu güne kadar bir gelişme olmamıştır.   

Bu olay son derece önemlidir. Mükellef, vergisini ödediği parasına 8 &#8211; 10 yıl dokunamamaktadır.  Dokunduğu takdirde ise ceza kesilmektedir.  Bu nedenle maliye söz konusu olan  tebliği  yayınlar ve ödenen peşin vergiye (stopaja) isabet eden kazancın dağıtılmasına olanak sağlarsa, sorun çözümlenecektir.


3.4.3. İnşaat Sektöründe  KDV Oranlarını Düşürmenin Sonucu

KDV ödemeleri taahhüt işlerinin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Bu ödemeler  işveren idarelerden zamanında tahsil edilememesi nedeni ile  daima problem haline gelmişler ve inşaat sanayicisi firmalara ekstra yükler getirmişlerdir. 

Devlete iş yapan yüklenicilerin idarelerden olan KDV alacaklarının, firmaların devlete olan vergi ve SSK gibi ödemelerine mahsup edilmesi  halinde KDV ödemelerindeki gecikme problemi  kısmen halledilmiş olacaktır.

İhracatçıların devletten olan KDV alacakları için yapılan bu uygulama  taahhüt sektörüne de uygulamalıdır. .

Ayrıca inşaat sektöründe KDV oranının % 18&#8217;den % 12&#8217;ye indirilmesi, yatırım ödeneklerinin % 6 oranında artışı anlamını taşıyacak olup, yatırımlarımızın hızlanmasında önemli bir kaynak yaratacaktır. Bu indirim maliye açısından bir ilave yük yaratmayacak, 2003 yılı için zaten ayrılmış olan ödeneklerin %6 oranında yatırımlara kanalize edilmesi  sağlanacaktır.


3.4.4. Yatırım Teşvikinin Devamı

Olağanüstü Hal Bölgesinde ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde vergi teşvikleri uygulamak ve yatırımlara bedelsiz kamu arsa ve arazisi temin etmek suretiyle yatırımların ve istihdam imkanlarının artırılması ile ilgili olarak &#8220;4325 Sayılı Olağanüstü Hal Bölgesinde ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde İstihdam Yaratılması ve Yatırımların Teşvik Edilmesi ile 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun&#8221; 23 Ocak 1998 tarih ve 23239 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Kanunun 3/a maddesi ile; &#8220;fiilen ve sürekli olarak 10 ve daha fazla işçi çalıştırmaları şartıyla, münhasıran bu işyerlerinden elde ettikleri kazançları işe başlama tarihinden itibaren yatırım dönemi dahil 5 vergilendirme dönemi gelir ve kurumlar vergisinden istisna tutulmuştur. 

4. maddesinde; çalışanlardan kesilen vergilerin ertelenmesi, 5. maddesinde; maddede belirtilen işlemler, veraseti intikal vergisi, damga vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi, emlak vergisi ve harçlar ile 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununa göre alınan vergi, resim ve harçlardan, kredi verilmesiyle ilgili düzenlenen kağıtlar ve bu konuyla ilgili işlemler vergi, resim ve harçtan istisna tutulmuş, 6. maddesinde; çalışanların sigorta primi işveren paylarının Hazinece karşılanması öngörülmüştür.

Bu hükümlere göre, 1998 vergilendirme döneminde kanunun 2. maddesinde sayılan kapsam dahil illerde işe başlamış ve işyerlerinde fiilen ve sürekli olarak en az 10 ve daha fazla işçi çalıştıran mükelleflere sağlanan, Gelir ve Kurumlar Vergisi İstisnası, çalışanlardan kesilen vergilerin ertelenmesi, işlemlerde vergi, resim, harç istisnası, sigorta primi işveren paylarının Hazinece ödenmesi uygulaması 31.12.2002 tarihinde sona ermiştir. 

Bu kanunun sosyal amacı dikkate alındığında başlamış ve devam eden birçok yatırımın teşviksiz kalacağı, işsizliğin yüksek olduğu bu ortamda uygulamanın kaldırılmasıyla işsiz sayısının artacağı, mali ve hukuki açıdan birçok sorunlara neden olacağı kuşkusuzdur.

Bu düşünceden hareketle; başlamış ve devam eden yatırımların bitim tarihine kadar bu teşvikin süresinin uzatılmasının uygun olacağı mütalaa edilmektedir. Bu konuda TBMM ilgili komisyonları başta olmak üzere gerekli başvurularda bulunulmuş olup, konunun tekrar hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır

3.5. YAPI DENETİMİ KANUNU VE UYGULAMADAN KAYNAKLANAN SORUNLAR


4708 sayılı yasa ile mevzuatımıza giren ve özel bina inşaatlarında yeni bir yapılanmayı ifade eden YAPI DENETİMİ KANUNU Sendikamızın uzun yıllar emek verdiği ve savunduğu konuların başında yer almaktadır.

İNTES 1988 yılında yayımladığı YAPIDA DENETİM SORUMLULUK ve SİGORTA isimli kitabıyla, konuya ilişkin ilk kaynağı kamuoyunun tartışmasına sunmuştur.

Erzincan depreminin ardından   Afet İşleri Genel Müdürlüğünde sürdürülen çalışmalar kapsamında ilk  yasa tasarısını 1994 yılında Bayındırlık ve İskan Bakanlığı&#8217;na Sendikamız sunmuştur.

1988 den itibaren İNTES olarak Yapıda Denetim sisteminin ülkemiz için gerekliliğini her fırsatta savunduk, dile getirdik.

Çabalarımızın sonuç vermesinden umudumuzun azaldığı bir dönemde Marmara Depremi konunun önemini maalesef çok acı biçimde herkese anlatmıştır. 

Bu depremde ve onu izleyen diğerlerinde; hiçbir çabanın geri getiremeyeceği  insanlarımızı yitirdik. Zorlukla toparlamaya çalıştığımız ekonomimizi önemli sıkıntılara sokacak maddi zararlara uğradık. Bunlar kaçınılmaz sonuçlar mıydı? Büyük çoğunluğu değildi. İnsan aklı, bilim ve teknoloji henüz tüm afetlere karşı koyacak sistemleri geliştiremedi. Yalnızca belli ölçüdeki afetlere karşı güvenlik sistemlerini uygulamaya koydu, bu ölçünün üstündeki afetler için de ancak zararları azaltabilecek tedbirler geliştirdi.

İddiasıyla batılı, alışkanlıklarıyla doğulu bir ülke olan Türkiye ise, alışkanlıklarının ve vurdumduymazlığının bedelini, bir kez daha insanlarını ve mal varlığını kaybederek ödedi. Bunun bir kader olmadığını, kadere razı olanların dahi bildiği bir ortamda sunulan bütün çözüm önerileri afetlerin ardından gelen sıcak günlerde sahiplenildi, sonra da unutuldu.

Ülkemizdeki inşaatların denetim eksikliği, plansız ve yanlış yapılaşmanın sonuçları, genellikle afetlerden sonra yahutta afetlere bile gerek kalmadan ortaya çıkmaktadır. (Kendiliğinden çöken binalar ülkemiz için şaşırtıcı değildir.)

Kamuoyunda her zaman dile getirildiğinin aksine kötü yapının tek suçlusu inşaatı fiilen yapan kişi değildir. Güvenli ve yaşanabilir mekanların üretilmesi, her adımı doğru atılması gereken, gerçek bir toplam kalite uygulamasıdır. Yapıdan çok daha az, can ve mal güvenliğini doğrudan ilgilendiren pek çok ürün ülkemizde ciddi denetim ve mevzuat uygulamaları ile üretilirken, yapının bu uygulamaların dışında  kalması ciddi bir çelişkidir.

Yapı üretimi, inşaatın gerçekleştirileceği yerin doğru seçiminden başlayarak, doğru tasarım ve proje, doğru uygulama, doğru malzeme üretim ve kullanımı, yetişmiş teknik eleman ve nitelikli işçilerin yapının üretiminde rol alması, yapının tamamlanmasını takiben kullanıcıları tarafından doğru kullanılmasına kadar uzanan geniş bir toplam kalite sürecidir. Bu süreçteki en ufak zafiyet ve hata acı bilançoların kaynağını oluşturacaktır.

Ülkemizde ne yazık ki yapının tüm aşamalarında ciddi zafiyetler bulunmaktadır. Sistem çok taraflı sorumlular arasında gerçek sorumluyu yok etmektedir. Faturalar da hep inşaatı yapanlara kesilmekte, zarar gören yapı sahipleri ise zararları ile baş başa kalmaktadır.

Böylesine gerçek sorumlunun hep meçhul kaldığı bir yapıdan, tüm eksikliklerine rağmen &#8220;yapıda denetim&#8221; sisteminin devreye girmiş olması çok ciddi bir adım olarak değerlendirilmektedir.

Ülkemizde ne yazık ki henüz sadece binaların ayakta kalabilmeleri için uğraş veriyoruz. Dünya uygulamalarında ise dayanıklı bina üretimi sorunu çoktan aşıldı. Artık yaşam konforuna yönelik yapı uygulamaları üzerinde duruluyor.

Bu çerçevede Yapıda Denetim Sorumluluk Sigorta Sistemi çok özetle;

 &#8220;YAPILACAK İNŞAATLARIN PROJE AŞAMASINDAN BAŞLAYARAK, TAMAMEN BİTİRİLMESİNE KADAR GEÇECEK SÜREDE BAĞIMSIZ VE MÜNHASIRAN BU İŞLE UĞRAŞAN DENETİM ÖRGÜTLERİNCE EN İYİ ŞEKİLDE DENETLENMESİ VE İNŞAATIN BİTİMİNDEN SONRA DA YAPI KALİTESİNİN KULLANICILAR İÇİN SİGORTALANMASINDAN OLUŞAN BİR SİSTEM&#8221; olarak tanımlanabilir.

Bu kapsamda 4708 sayılı Yapı Denetimi Kanunu&#8217;nun beklenen neticeyi vermesi, yapı üretiminde rol alan tüm tarafların işlerini hakkıyla yerine getirmelerine bağlıdır. 

Kanun yürürlüğe girmesinin ardından Anayasa Mahkemesi gündemine götürülmüş, bir yılı aşan bir süre her an iptal tehdidi altında yapı denetim uygulamaları sürdürülmüştür. Bu durumun yarattığı çekingenlik, sistemin ülkemizde istenen ölçüde yerleşmesine imkan vermemiştir.

Bağımsız Yapı Denetim Şirketleri tarafından yürütülen özel bina inşaatlarının denetimleri halen 19 pilot ilde devam etmektedir. Bu 19 ilin kapsamının genişletilmesi ve daraltılması ise Bakanlar Kurulu&#8217;nun yetkisindedir.

Uygulanan sistemde sigorta güvencesinin bulunmayışı ciddi denetim şirketlerinin piyasadan çekilmesine yol açmaktadır. Sigorta güvencesi Dünyadaki benzer uygulamalarda yer almakta, sistemin sürekliliğinde ve kalite üretiminde etkin rol oynamaktadır. Ülkemizde yapı denetim sistemin tam anlamıyla yerleşmesi ve istenen olumlu sonuçları sağlaması için mutlaka sigorta uygulamasının  sisteme eklenmesi gerekmektedir.

Sistemde sigorta garantisinin yer alması, denetim işlevinin güvenilirliğinin ve ciddiyetinin göstergesi olacaktır. Bu uygulama yapı sahiplerinin hasarlarının en kısa sürede telafisini sağlayacaktır. Ayrıca sigorta,  sistemin sorumluluk yüklediği tarafların mesleki ciddiyetlerinin muhafazasında en etkin rolü oynayacaktır.

Sigorta ayağı olmayan bir yapı denetim sisteminin  istenen kalite üretimini sağlaması, yapı kusurlarının sorumlularını ortaya çıkarması mümkün değildir.

Nitekim 4708 sayılı kanunun ilk adımını teşkil eden 595 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname&#8217;de de sigorta zorunluluğu getirilmiş, ancak Türk Sigortacılık Sisteminin konuya ilgi duymaması nedeniyle kanun aşamasında sistemden çıkarılmıştır. Eksikliği yoğun biçimde hissedilen bu durumun giderilmesini, özel bina inşaatlarımızda özlenen kaliteye ulaşmada zaruri gördüğümüzü ifade etmek isteriz.


3.6. ÇALIŞMA HAYATI MEVZUATINDAN KAYNAKLANAN SORUNLAR


3.6.1. İstihdam Potansiyelinin Artırılması İçin Alınacak Önlemler


Ülkemizde toplumsal uzlaşmanın yaratılması için önemli bir fırsat ve işbirliği zemini oluşturan Ekonomik ve Sosyal Konsey çatısı altında Ülkenin önemli ekonomik ve sosyal gündem maddeleri ele alınarak, sorunlara ortak çözüm yolları geliştirilmelidir.

Bu amaçla Konsey, bir çalışma programı dahilinde ve düzenli olarak toplanmalı; araştırma ve inceleme yapmak, görüş oluşturmak ve raporlar hazırlamak üzere, çalışma hayatı, makro ekonomik politikalar, AB ile izlenecek sosyal politikalar, insan kaynakları gibi konularda kurulmuş bulunan, ancak bu güne kadar hiç faaliyet göstermeyen &#8220;Çalışma Kurulları&#8221; işlevsel kılınmalıdır.

Çağdaş İş Kanunu&#8217;nun hayata geçirilmesi ile birlikte, Ülkemiz ağırlaşan istihdam sorununun çözümü için &#8220;İstihdam Odaklı Politikalar&#8221; ivedilikle uygulamaya konulmak zorundadır.

Türkiye üretken istihdamı artırma amacına dayalı bir &#8220;Ulusal İstihdam Politikasını&#8221; sosyal diyalog yöntemiyle geliştirmeli ve AB istihdam stratejisi ile bütünleştirmelidir.

İzlenecek ekonomik politikalar, reel sektörün yatırım, üretim, ihracat ve istihdam yaratma kapasitesinin arttırılmasına gereken önem ve ağırlığı vermelidir. Ayrıca, sosyal uzlaşma ve işbirliği ile bir &#8220;Ulusal Rekabet Gücü Politikası&#8221; oluşturulup bir an önce uygulamaya konulmalıdır.

Ø	İşletmeler üzerindeki sosyal yükler gözden geçirilerek, rekabet etme ve istihdam yaratma hedeflerini gerçekleştirmeye imkan tanıyacak bir düzeye çekilmeli ve teşvik edici yönü ağır basan bir yaklaşımla ele alınmalıdır. 

Ø	Vergi, SSK primi, işsizlik sigortası primi, tazminat gibi ücret-dışı işgücü maliyeti ödemeleri, belirli bir takvime bağlı şekilde, kademeli olarak rakip ekonomilerden daha düşük düzeylere indirilmelidir.

Ø	Azalan SSK prim tahsilatı, ancak prim yükü azaltılarak büyütülebilir.

Ø	İşletmede istihdam edilen personel sayısı arttıkça işletme yükümlülüklerinde azalışı sağlayacak bir sisteme geçilmelidir.

Ø	Reel sektörün vergi yükünü azaltacak bir reforma gidilmelidir.

Kurumlar Vergisi % 15-25 olan dünya ortalamalarına çekilmeli, toplam Gelir ve Kurumlar Vergisi yükü üç yıllık bir süreç içinde ödenebilir bir orana indirilmelidir. 

Ø	Azalan vergi hasılatı, ancak vergi yükü azaltılarak büyütülebilir.

Ø	İlave istihdam yaratan işletmeler, SSK  primleri ve işsizlik sigortası işveren payları, elektrik ve doğal gaz ödemeleri, muhtasar, gelir ve kurumlar vergisi ödemeleri açısından teşvik edilmelidir.

Ø	Yerel yönetimlerle işbirliği yapılarak alt yapı hizmetlerinin sadece kayıtlı işletmelere verilmesi sağlanmalıdır.

Ø	Türkiye'yi dünyada "iş ve yatırım yapmaya elverişli ülkeler" sıralamasının başına çıkarmayı hedefleyen bir Yatırım Eylem Programı hazırlanıp yürürlüğe konmalıdır. 

Ø	Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin yabancı yatırımcıya sağladığı 5 yıllık vergi muafiyeti, ücret sübvansiyonu, bedelsiz arsa vb. kolaylıklar ülkemizce de uygulanmalıdır. Ayrıca, yatırım yapacak işverenin önündeki hukuki, mali ve teknik engeller kaldırılmalıdır.

Ø	Çalışma mevzuatı esnek düzenlemeler içermeli; standart dışı istihdam biçimleri hukuki dayanağa kavuşturulmalıdır. 

Ø	Bürokratik sistem, gelişmiş ülkelerin "minimum bürokrasi" ilkesine uygun olarak yenilenmeli; yasal ve idari işlemler ve süreçler basitleştirilmeli ve hizmet birimleri arasında koordinasyon sağlanmalıdır. Reel sektörün tabi olduğu tüm formaliteler tek bir hizmet biriminde tamamlanmalıdır.

Ø	Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, İstihdam Bakanlığı olmaya  yönelmeli; sosyal politikaların ve çalışma mevzuatının istihdamı artırır şekilde düzenlenmesine yönelik çalışmalara ağırlık vermelidir.

3.6.2. Asgari İşçilik Oranları 

Asgari İşçilik Oranları Uygulaması, SSK tarafından 1994 yılından bu yana devam eden &#8220;tahmini sigortalılık&#8221; tespitine yönelik bir sistemdir.Yalnızca inşaat işkoluna bağlı işyerleri bu uygulamaya muhatap olmakta, bireysel sigortalılıkla ilişkilendirilmeyen ilave ödemeler yapılmak zorunda kalınmaktadır.

SSK bünyesinde oluşturulan bir komisyon tarafından belirlenen oranlar fiili durumla bağdaşmamakta, yüksek miktarlara ulaşan SSK primlerinin ağırlığının yanı sıra, sigortalılarla ilişkilendirilemediği için prim vasfı taşımayan ek ödemeler, inşaat işverenleri yönünden haksızlığa sebep olmaktadır.

Özellikle ileri teknoloji ile yapılan işlerde, işçilikler fiilen düşük olduğu halde yapılan uygulama ile gerçeğe uymayan yüksek oranlı işçilik tespit edilmektedir. Bu orana göre tespit edilen miktarlar ödenmediği takdirde SSK&#8217;dan ilişiksizlik belgesi alınamamakta, idarelerdeki teminatların iadesi mümkün olmamaktadır.

Hukuki sorunların yanısıra 16 &#8211; 192 sayılı Ek Genelge çerçevesinde yürütülen uygulama,  Genelge içeriğinde yer alan oranların taşıdığı çelişki, yanlışlık ve eksiklikler dolayısıyla da sorunlar büyümektedir.

Yapım işlerinin gerçekleştirilmesindeki fiili durumlarla bağdaşmayan, inşaat işverenlerini farklı bir sigorta uygulamasına muhatap kılan bu düzenlemenin mutlaka kaldırılması gerekmektedir. Söz konusu uygulamada Teknolojik ilerleme, işlerde kullanılan araç ve ekipmanlar, işlerin yapım metodları, İdarece verilen malzeme değerleri v.b. unsurların dikkate alınmadığını dolayısıyla çok büyük sıkıntılara ve hak kayıplarına neden olunduğunu belirtmek isteriz.


3.7. İNŞAAT SANAYİCİLERİNE SANAYİ SİCİL BELGESİ VERİLMESİ

A - Genel Anlamda Sanayi, Sanayici ve Sanayi İşletmesi

Sanayi (veya endüstri), tarihsel olarak tarım ve hizmetlerden ayrışma yoluyla  doğmuş bir kavram olmasına rağmen, neo-klasik iktisatta, mal, hizmet ya da gelir kaynağı üreten ya da sağlayan üretken girişimler ya da örgütlenmeler grubu olarak geniş anlamda tanımlanmıştır.

Geniş anlamda &#8220;Sanayi&#8221; terimi, yukarıdaki tanımının kapsadığı, 

(a) mal, hizmet ya da gelir kaynağı   üretme ve 
(b) üretken örgütlenmelerden oluşma özellikleri ile,

resmi istatistiklerde ve mevzuatta sanayiden ayrı sınıflandırılan tarım ve hizmetler  sektörlerini de kapsamaktadır. Nitekim, çağımızda sanayi , tarım ve hizmetler sektörlerini birbirinden ayırmak önceki dönemler kadar keskin çizgilerle mümkün olamamaktadır. 


B &#8211; Türk  Sanayi Mevzuatında Sanayici ve Sanayi İşletmesi

Sanayi mevzuatımızda  Sanayici, Sanayi işletmesi ve Sanayi işleri, 8.3.1950 tarih ve 5590 Sayılı Kanunun (Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği  Kanunu) &#8216;nun 3 ncü maddesinde  ve 17.4.1957 tarih ve 6948 sayılı Kanunun (Sanayi Sicili Kanunu) 1 inci maddesinde tanımlanmıştır:

Söz konusu madde hükmüne göre,  Sanayiciler;

&#8220;a. Makine, cihaz, tezgah, alet ve diğer vasıtalar yardımıyla, ham ,yarı mamul, tam mamul  herhangi bir maddenin  veya enerjinin  vasıf, terkip veya şeklini fiziki veya kimyevi surette az veya çok değiştirerek veya bu hammaddeleri işleyerek kıymetlendirmek suretiyle imal veya istihsal  yapanlar;

 b. Yılın fiili çalışma günleri ortalamasına göre, muharrik kuvvet kullananlarda 5, kullanmayanlarda 10 kişi çalıştıranlar&#8221; dır.

Sanayi Sicili Kanunu&#8217;nun birinci maddesi hükmü ile Sanayici ve Sanayi işleri tanımlanmıştır. Buna göre , &#8221;Bir maddenin vasıf, şekil, hassa veya terkibini makine, cihaz, tezgah, alet veya  diğer vasıta ve kuvvetlerin yardımı ile veya sadece el emeği ile kısmen veya tamamen değiştirmek veya bu maddeleri işlemek suretiyle devamlı ve seri halinde imal veya istihsal eden yerlerle madenlerin  çıkarılıp işlendiği yerler (Sanayi işletmesi) ve buralarda yapılan işler (Sanayi işleri) sayılır.&#8221;

6948 sayılı Kanunun aynı maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, &#8220;devamlı ve seri halinde tamirat yapan müesseselerle elektrik veya sair enerji istihsal eden santraller, gemi inşaatı gibi büyük inşaat yerleri de bu madde şümulüne girer.&#8221; denilmekle, büyük inşaat işletmelerinin de Sanayi işletmesi niteliğinde olduğu belirlenmiştir. Kanımızca, bu tanımların incelenmesinden, sanayi teriminin mevzuatımızda imalat anlamında değil, geniş anlamda kullanıldığı sonucuna varılmaktadır.

Sanayi odaları tarafından ,  sanayicilerin Oda&#8217;ya kayıt müracaatlarında, imalata başladığı tarih sorulmakta ve esas imalat konusunun belirlenmesi için sınai teşebbüsü bulunup bulunmadığı, bu teşebbüsün makine ve tesisat  kapasitesi ve imalat ve yıllık mamul üretimi durumları, enerji tablosu ve muharrik kuvvet tablosu belirlenmektedir. Muharrik kuvveti haiz makinelerle ve asgari beş işçi çalıştıran imalatçıların ve muharrik kuvvet kullanmasalar dahi asgari 10 işçi çalıştıran imalatçıların sanayici olarak  Sanayi odalarına kayıt talebinde bulunabilecekleri,  5590 sayılı Kanunla belirlenmiştir. Nitekim Sanayi odaları inşaat ve tesisat müteahhitlerinin kaydını yapmakla birlikte, İstanbul Sanayi odası gibi bazı odalar, bu üyelerini inşaat  sanayicisi  olarak ayrı bir sektör olarak  kabul etmemektedirler.

Sanayici Olarak İnşaat İşletmeleri

İnsan veya hayvan gibi canlıların barınmalarına  veya diğer ihtiyaçlarının giderilmesine; eşya gibi cansız şeylerin saklanmasına  veya konulmasına ayrılmış, toprakla doğrudan doğruya veya dolaylı bağlantısı olan yapı eserlerine inşaat denilmektedir .1983 tarihli İşkolları Tüzüğü&#8217;ne göre uluslararası normlara göre, inşaat sektörü, &#8220;Bina, yol, köprü, demiryolu, tünel, metro, kanalizasyon, liman, dalgakıran, havuz, istihkam havaalanı , dekovil ve tramvay yolu, spor alanları yapımı gibi her çeşit yapıcılık işleri ile bunların etüt, proje, araştırma, bakım, onarım ve benzeri işleri&#8221; olarak tanımlanmıştır.

Günümüzdeki özel sektör ve kamu   yatırımlarının hacmi,  elektro-mekanik gibi teknik konularda olduğu kadar inşaat konularında da giderek yüksek teknoloji kullanımına yönlendirici   özellik kazanması karşısında, inşaat sektörü proje bazında en büyük iş hacmine sahip  ve lokomotif sanayi dallarından biri haline gelmiştir.  Makine parkı ve insan gücü açısından diğer sanayi dallarının hiçbirinden  aşağı kalmayan kapasiteye sahip olduğu bilinmektedir.

İnşaat işletmeleri de diğer sanayi dalları kadar müşterilerini (işverenlerini) finanse etmek durumunda kalmakta, buna karşılık mali tablolarında finansman gelir ve giderleri tahakkuk etmesi, işin gereği olarak (bu aktif kıymetlerin elde edilmesi ile ilgili olarak) ortaya çıkmaktadır.

 Sanayide Ve Sanayi Dalı Olarak İnşaat Sektöründe İmalat  Kavramının Benzerlik Ve Farklılıkları
       
Diğer imalat sektörlerinde olduğu gibi, inşaat sektöründe de belirli bir tasarım dahilinde, zaman ve maddi kaynakları faktörleri en etkin kullanacak araç, donanım ve teknikler kullanılarak , kar optimizasyonu ve süreklilik esasına bağlı olarak üretim yapılmaktadır. 

İnşaat sektörünün  imalatlarının ve ürün sürecinin diğer sanayi dallarından tek farkı, proje bazında ve tümüyle siparişe bağlı olarak üretim yapılmasıdır. Ürünün spesifikasyonları, inşaat sözleşmesi itibariyle değişebilmektedir. Çoğunlukla her bir  sözleşme için bir işyeri tesis edilmesi,  ve iş bitiminde kapatılması (tasfiye edilmesi) inşaat sektörünün sürekliliğinin zaafa uğraması olarak değerlendirilmemelidir. Her bir işi , diğer sanayi sektörünün her bir siparişi veya kontratı olarak görmek gerekir.  Belirli bir insan gücü ve  sabit kıymet varlığı ile bilgi ve teknolojiyi birleştiren inşaat sektörü firmalarının sınai niteliğinin tartışılmaması gerektiği kanısındayız.

Bu perspektif içinde İnşaat sektörü firmalarının SANAYİCİ vasfı ile Sanayi Sicillerine kayıt olabilmelerinin en doğal hakları olduğuna inanılmaktadır.


4.YURT DIŞI İNŞAAT HİZMETLERİ


Yurt dışı inşaat sektörü hizmetleri, Ekonomimizin lokomotifi olarak nitelendirilen inşaat sektörü  için vazgeçilemez bir öneme sahiptir.  Yurt dışı inşaat sektörü hizmetleri, dış ülkelerde yürütülen inşaat, mühendislik, müşavirlik, proje, tesisat, montaj, işletme, bakım ve onarım gibi faaliyetlerin tümünü ifade etmek üzere kullanılan bir kavramdır

Türkiye&#8217;nin şu andaki yurt dışı inşaat sektörü envanteri &#8220; 51 ülkede 45 milyar dolar tutarında iş hacmi&#8221; olarak özetlenebilir.

1975-1999 yılları arasında yurt dışı inşaat faaliyetleri kapsamında ödemeler dengesi içerisinde yapılan döviz transferleri sürekli olarak artış göstermiştir. 1975 yılında yurt dışı inşaat gelirleri 100 milyon  dolar iken izleyen yıllarda bu rakam 1 milyar 176 milyon dolara ulaşmıştır.  Yani 24 yıllık dönem içerisinde yurt dışı inşaat hizmet gelirleri 11 kattan fazla artış göstermiştir. 

Yurt dışında inşaat sanayicilerimiz 1998 yılında 2 milyar 150 bin dolar değerinde 114 projenin yapımını üstlenirken, 1999 yılında yaklaşık  1 milyar dolar değerinde 78 projenin yapımı üstlenmişlerdir. 2000 ve 2001 yıllarına gelindiğinde ise  projeler sayı ve değer açısından küçülme göstermiştir. Bu rakamlar 2000 yılında 83 proje ile  yaklaşık olarak 827 bin dolara gerilemiş, 2001 yılında ise sadece 714 milyon dolar değerinde 71 projenin yapımı üstlenilmiştir.

Tüm bu veriler bize yurt dışında gerçekleştirilen inşaat faaliyetlerinin ülkemiz açısından önemini ve büyük bir kayıpla karşı karşıya olduğumuzu çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.

Ekonomide gerek özel sektör gerekse kamu tarafından gerçekleştirilen inşaat yatırımlarının durakladığı dönemlerde yurtdışı inşaat hizmetleri ayrı bir önem kazanmaktadır. Yurtdışında inşaat işi üstlenen inşaat sanayicileri, kar transferi şeklinde veya işçilerin gönderdiği dövizler yoluyla ülkeye döviz girdisi sağladığı gibi, inşaat malzemeleri, makine ve teçhizat ihracı yolu ile de ödemeler dengesine büyük katkı sağlamaktadırlar. Ayrıca, yarattığı istihdam, teknoloji birikimi ve inşaat malzemelerinin kalite ve standardının yükselmesi gibi olumlu katkıları nedeniyle, yurtdışı inşaat faaliyetlerinin Türkiye ekonomisi içinde önemli bir yeri vardır.

Ekonomimiz içerisinde böylesine önemli bir yere sahip olduğundan dolayı, İnşaat şirketlerimiz dış pazarlardaki arayışlarını her düzeyde sürdürmektedirler. Latin Amerika, Afrika, Güneydoğu Asya ülkelerinde olabilecek fırsatlar araştırılmakta, değerlendirilmektedir. Balkanlar ve Ortadoğu ülkelerinde açılacak ihaleler yakın gelecekte önem taşımakta, ancak Hükümet desteği bu ihalelerin alınmasında temel gereksinimi oluşturmaktadır. 

Pazar arayışları, İrlanda, Güneydoğu Avrupa, Afganistan, Pakistan, İran,Sudan, Cezayir, Suriye gibi ülkeler üzerinde yoğunlaşmıştır.  İnşaat sanayicileri olarak amacımız potansiyel olarak belirlediğimiz ülkelerin dış ticaret dengelerinden yola çıkarak o ülkelerde yatırım yapmaktır. Örneğin Rusya&#8217;nın 2000 yılında gerçekleşen ihracat rakamı 105 milyar dolardır, öte yandan ithalatı ise 44 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Yani dış ticaret dengesi fazlalık vermektedir. Buna ilaveten Türkiye&#8217;nin  2000 yılında Rusya ile yapmış olduğu ihracat 643,9 milyon dolar, ithalatı ise 3,9 milyar dolardır.  Türkiye&#8217;nin aleyhine olarak gerçekleşen bu rakamdan yola çıkarak bu ülkeye hizmet satabilme potansiyelimizin olduğu görülmektedir.  Amacımız bu verilerden yola çıkarak Rusya&#8217;da inşaat faaliyetlerini gerçekleştirebilmektir. Geçtiğimiz yıllarda firmalarımız bu konuda çok önemli adımlar atmışlardır.
 İnşaat sektörü, isteklerinin yetkililere kolaylıkla iletilmesi, anlatılması ve bunların hayata geçirilmesi konularında, sektörü ilgilendiren ve etkileyen alanların değişik Bakanlıklar ve kamu kuruluşlarının sorumluluğunda olması nedeniyle, her zaman yeterli sonuç elde edememekten şikayetçi olmuştur. Yakın zamanda kurulmuş olan ve ilgili Bakanlıkların temsilcilerini biraraya getiren Başbakanlığa bağlı ''Yurtdışı Müteahhitlik, Mühendislik ve Müşavirlik Hizmetleri Koordinasyon Kurulu'' ve Daimi Sekreteryası bu yolda atılmış olumlu bir adım idi. Yeni  Hükümetin yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinin izlenmesini bir Devlet Bakanlığına bağlaması sektör için çok yararlı olacaktır. Yurtdışında çalışmakta olduğumuz ülkelerle oluşturulan Karma Ekonomik Komisyonların Eş Başkanlıklarının farklı Bakanlıklarda olmasına bağlı olarak yaşanan koordinasyon eksiklikleri bu Devlet Bakanlığının görevlendirilmesi ile giderilecektir. Ayrıca, sektörü doğrudan ilgilendiren Bakanlıkların farklı partilerden olmamasının da sektöre ilişkin strateji geliştirme faaliyetlerinde ve uygulamalarda yaşanan uyumsuzlukların ortadan kalkmasına neden olacağı öngörülmektedir . 

Bütün dünyada inşaat taahhüt sektörü devlet tarafından desteklenir. Zira, sektörümüz döviz ve istihdam getirir, ekonominin işlerliğini sağlar, enflasyon ve durgunluk ile mücadelede en iyi silahtır, dış politikada etkili bir araçtır. Dış projelerimizde ülkemizin kaynaklarından kullandığımız müşavirlik, banka ve sigorta hizmetleri, her türlü yapı malzemesi ve elemanları, teçhizat ve mefruşat, şantiyelerimizde çalışan işçilerin yiyecek ve diğer ihtiyaçları için getirdiğimiz mallar, bunların gerektirdiği taşımacılık, daha birçok mal ve hizmet, ülkemizin ihracatı içine dahil olmuştur. Bütün birikim ve yeteneklerimizle  dünya ile rekabete hazırız ama Batılı ülke inşaat firmalarının arkasındaki kredi kolaylıklarından mahrumuz; onları teşvik eden güçlendiren mevzuat ve vergi kolaylıkları ülkemizde uygulanmamaktadır.

Köklü çözümler için, devletimiz yurtdışı inşaat faaliyetlerini geliştirmeyi bir misyon olarak benimsemeli, atılıma hazır halde bulunan, her türlü birikime sahip ekonominin bu temel sektörünü önüne katmalı, siyaset ve finans desteğini yanına vermelidir. Dış politika hedeflerimiz ve unsurlarımız arasına yurtdışı inşaat faaliyetlerimiz de girmelidir. Dünyada uluslararası inşaat piyasası böyle işlemekte, uluslararası inşaat firmaları böyle iş almakta, büyümekte ve ülkelerinin ekonomilerine hizmet etmektedir. 



4.1.	 TEMİNAT MEKTUBU SORUNLARI

Ülkemizin kredi notu Bankacılık sistemindeki daralma, sermaye yeterlilik rasyosu oranı ve kapsamı nedeniyle ticari bankalardan özellikle kesin ve avans teminatı almak mümkün olmamaktadır.

Bu sorun projelerin büyüklüğü ve uzun süreli oluşuna göre daha da belirgin hale gelmektedir.

Türk EXIMBANK&#8217;ın Yurt Dışı Müteahhitlik Hizmetlerine Yönelik Teminat Mektubu Programı, kredibilitesi uygun bulunan Türk inşaat firmalarının onaylanmış projeleri için, yurt dışında katılacakları  ihaleler ve/veya taahhütlerine yönelik olmak üzere TÜRK TİCARİ BANKALARININ KONTRGARANTİSİ ile ihtiyaç duyacakları teminat mektubu talepleri toplam tutarı 25 milyon USD&#8217;ı aşmayan ve sözleşme ya da ihale bedelinin % 25 ine kadar teminat mektubunun verilebileceğini düzenlemektedir.

Ancak burada da süre ve kontrgaranti sorunu yaşanmaktadır.

Ülkemiz inşaat firmalarının genel olarak teminat mektuplarının nakde çevrilme oranı % 1 in altındadır.

Buna rağmen teminat mektubunun riski yüksek tutulmakta, ticari bankalarımızın teminat mektubu düzenleme kabiliyetleri azalmaktadır.

Karşı ülkedeki risklerin de EXİMBANK tarafından üstlenilmesi gerekmektedir.

Geçtiğimiz dönemde konu Bakanlarımız  tarafından üstlenilmiş ve çözüm üretilmesi için çalışmalar başlatılmıştır.

Hükümetimizin bunu ulusal bir politika kapsamında ele alması ve garanti vermesi gerekmektedir. Bu konuda toplantıya katılanlar tarafından çeşitli tespitler ve öneriler yapılmıştır. İller Bankası dahil tüm imkanların zorlanması öngörülmüştür.




4.2.	RİSK SİGORTASI

Ülkemizde yurt dışı inşaat hizmetlerinde politik risk sigortası aktif bir sigortacılık kolu değildir. İnşaat firmalarımızın politik açıdan son derece riskli ülkelerde hizmet üretmeleri nedeniyle bu alandaki eksiklik yoğun biçimde hissedilmektedir. IRAK bu konuya en önemli örneği oluşturacaktır.

Projenin  ya da sözleşmenin iptali, resmi muhatabın meşruiyetini kaybetmesi, hakediş ödemelerinin durdurulması ya da aksatılması, projede köklü tadilata gidilmesi, şantiye bölgesinde çalışma güvenliğinin kalmaması, malzeme ve işçi tedariğinin ya da sevkinin kısıtlanması, ödemelerin sözleşmede belirtilen para birimi ile yapılmaması, kazancın ülke dışına transferinin kısıtlanması işverenin kasıtlı cezalandırmalara gitmesi gibi konularda sigorta yapılmalıdır.

Risk Sigortası yapılamadığı için birçok firmamız ciddi sorunlar hatta iflas tehlikesi yaşamışlardır.

EXIMBANK&#8217;ın 1990 da gündeme aldığı poliçeye ticari risk opsiyonu taşımadığı için itiraz edilmiş ancak bu güne kadar herhangi bir gelişme kaydedilememiştir.


   4.3. DIŞ PROJE KREDİLERİ ve FİNANSMAN SORUNU

Dış Proje Kredilerinin ülke imkanları ya da uluslar arası kaynaklar yolu ile temini konusunda ilgili kuruluşlarımızın özel sektör dinamizmi içinde hareket ederek, sektöre öncülük etmeleri büyük bir gereklilik arz etmektedir.

Türk İhracatı büyük ölçüde Dış Ticaret Müsteşarlığı ve ilgili kurumların belirlediği ilke ve hedefler doğrultusunda şekillenmektedir. Dışişleri Bakanlığı , Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Türk Eximbank gibi Türkiye&#8217;nin dış politika, ekonomik hedef ve stratejilerini oluşturan kurumların, yıllık programlarını onaylayan ve ilgili Bakan, Merkez Bankası Başkanı, DTM, DPT, Hazine, Maliye ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarlarından oluşan &#8220;Yüksek Danışma ve Kredileri Yönlendirme Kurulu&#8221;nun önerileri doğrultusunda belirlenen hedef ülkelere yönelik inşaat sektörü hizmetlerine destek sağlanmaktadır. 

1989 yılında ilk olarak eski SSCB&#8217;ne açılan ülke kredileri, müteakiben Doğu Avrupa ve Balkan ülkeleri ile Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerine yönelik olarak devam etmiştir. 1987&#8217;de kurulan Türk Eximbank, Türk dış politikası çerçevesinde, bağımsızlıklarını kazanmalarının hemen ardından hedef pazar olarak yöneldiği Orta-Batı Asya Cumhuriyetlerinde Türk ihracatçı ve inşaat firmalarının iş üstlenmesini sağlamak ve bölgedeki yüksek politik riske karşı Türk inşaat firmalarını koruyabilmek amacıyla kredi programlarını başlatmıştır. Ülke kredileri uygulamasında Türk Eximbank, alıcı ülkenin dış ticaretini yönlendiren banka ve/veya finansman kuruluşlarına kredi açarak alıcı ülke riskini tamamen üstlenmekte, böylece özellikle inşaat  sektörümüzün alıcı (ülke) riskinden arındırılmış bir ortamda yeni pazarlar ve yeni ürünler bazında performans göstermesini sağlamaktadır.

Gelişmiş ülkelerin ihracat kredi ve sigorta kuruluşları inşaat sektörlerine daha fazla ve daha çeşitli destek sağlamaktadır. Türk Eximbank&#8217;ın bu desteğin sağlanmasında zaman zaman yetersiz kalmış olduğu izlenmektedir. Ancak ülke koşullarının bu sonucu zaruri hale getirdiği de söylenebilir. Unutulmamalıdır ki inşaat sektörüne açılacak uzun vadeli krediler, ülkemize sadece inşaat geliri olarak geri dönüşüm sağlamamakta,  inşaata girdi sağlayan pek çok alt sektöründe ihracat imkanlarını gündeme getirmektedir.

Ayrıca Rusya ile yapılan OFFSET anlaşmaları ile bu ülke ile hem ticaretin hem de inşaat hizmetlerinin hız kazandığı bilinmektedir.

Benzer bir anlaşma Libya ile de yapılmıştır. İnşaat sektörü geçtiğimiz dönemde bu anlaşmalar ile gelişme göstermiş ve ülkemizin haklı gururu olmuştur.

Ancak daha sonra yapılan gaz ve petrol anlaşmaları al veya öde şekline dönüşmüştür.

Bu nedenle sektörde ciddi kan kaybı yaşanmıştır.

Özellikle IRAK&#8217;tan alınacak ham petrol için yeniden OFFSET&#8217;e dönülmesi için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır.

IRAK için Türk EXİMBANK&#8217;ın özel bir kredi paketi ile harekete geçmesi gerekmektedir.

Ayrıca IRAK&#8217;ta müşavirlik firmalarımıza hibe verilmelidir. Böylece müşavirliği ülkemiz tarafından yapılacak projelerde iş alma imkanı artmış olacaktır.

Kerkük Yumurtalık Boru hattının açılması konusundaki gelişmeler ne safhadadır, bunun bilinmesi ve konuyla ilgili gerekli girişimlerde bulunmak gerekmektedir.

4.4.YURTDIŞI İNŞAAT  HİZMETLERİNDE YAPILMASI GEREKEN DÜZENLEMELER

Özellikle Pazar olarak kabul ettiğimiz AB ülkeleri, İrlanda, Almanya, Yugoslavya, Slovakya, Hırvatistan, Bulgaristan, Romanya, Rusya, Beyaz Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Türkistan gibi ülkelerde belirlememiz gereken taahhütler şunlar olmalıdır:

1. Çifte vergilendirmeyi önlemek amacı ile bir devletin vatandaşları, diğer devletin vatandaşlarının aynı koşullarda karşı karşıya kaldıkları veya kalabilecekleri vergilemeden ve buna bağlı mükellefiyetlerden değişik veya daha ağır vergilemeye ve buna bağlı mükellefiyetlere tabi tutulmamalıdır. 

2. Müşavirlik için TMMMB onaylı firmalara kısıtlama olmaksızın yeterlilik verilmesi gerekmektedir.

3. Mühendislik için uluslararası kabul görmüş Türk Üniversitelerinin (İTÜ,ODTÜ, Bilkent, Boğaziçi vb) onayının, kısıtlama olmadan kabul edilmesi.

4. Yatırım yapılan ülkenin gerçek kişilerle ilgili belirlediği kısıtlamaların uzman işçilik , mühendis,mimar ile  esnetilmesi.

5. Yurt dışına iş yapmak isteyen yatırımcı firmaların  Mesleki deneyimlerini ispatlayacak bir sivil toplum örgütüne üye olması istenmelidir. 

6. Konunun bir diğer önemli boyutunu da sektörde istihdam edilecek işçilerin standardı oluşturmaktadır.Bu konuda sendikamız ile kurucuları arasında bulunduğumuz Türkiye İnşaat ve Tesisat İşçileri Eğitim Vakfı&#8217;nın (İNİŞEV) değerlendirmeleri şu şekildedir.

İşçilerin mesleki bilgilerini belgeleyen ''sertifikasyon sistemi'' inşaat ve tesisat hizmetleri sanayinde her geçen gün önemini artırmaktadır .Özellikle yurtdışı taahhüt işleri için götürülecek elemanların sertifikalı olması, bir çok ülke tarafından istenilmektedir .

Ülkemizde henüz ''sertifikasyon sistemi'' kurulamamıştır. Hazırlanan ''Ulusal Meslek Standartları Kurumu Kanun Tasarısı'' ise henüz yasallaşmamıştır. 

Avrupa Birliği için uyum yasaları hazırlanmaya başlanılmıştır. İşgücünün belli standartlara göre yetiştirilmesi Avrupa Birliğince aranan şartlardan biridir .

Bugün ülkeler arasında yaşanan acımasız rekabet ortamında, başarılı olmanın önemli faktörlerinden biri de, beşeri kaynakların gelişen ve değişen teknolojiye göre eğitilmesidir. Bu eğitimde; özellikle Avrupa Birliği ülkelerindeki meslek standartlarının da dikkate alınması ve eğitimi başarı ile bitirenlerin sertifikalandırılması ile birlikte, önümüzdeki yıllarda bu konuda görülecek büyük bir sorun şimdiden çözülmüş olacaktır.

''Ulusal Meslek Standartları Kurumu Kanun Tasarısı'nın&#8221; yasalaşması ve denkliğinin özellikle Avrupa Birliği ülkelerine kabul ettirilmesi hem bu ülkelere götürülecek elemanlar hem de yine bu ülkelerden ülkemize gelecek elemanlar bakımından büyük önem arz etmektedir.

4.5. YURTDIŞI ÇALIŞMALARDA TÜRK İŞ GÜCÜ KULLANIMINDAKİ ENGELLER VE ÇÖZÜM YOLLARI


1970'Ii ve 1980'Ii yıllarda inşaat sektöründe çalışan Türk işçileri verimli çalışmaları nedeni ile yurtdışında aranan ve talebi yoğun olan bir işgücünü temsil etmekteydi. Bu nedenle 1980'Ii yıllarda yurtdışında yalnız Türk firmalarında çalışan Türk işgücü sayısı 200.000&#8217;i aşmıştı. Yabancı firmaların Türk işgücü talebinde de yoğunluk yaşanmaktaydı. 


İzleyen dönemlerde ülkemizdeki ekonomik gelişmelere paralel olarak özellikle inşaat sektöründe işçilik ücretleri yükselmiş ve uluslararası inşaat sektörüne işgücü sağlayan Uzak Doğu ve Güney Doğu Avrupa ülkelerindeki ücretlerin üstüne çıkmıştır.
 
İşçi ücretlerinin yüksekliğine rağmen yurtdışında da Türk işgücü kullanma alışkanlığını sürdürmeye çalışan Türk firmaları önlerine çıkan bazı bürokratik düzenlemelerin doğurduğu maliyet artışı ve bunun getirdiği rekabet dezavantajı nedeniyle kademeli olarak Türk işgücünden vazgeçerek yabancı işgücüne yönelmek zorunda kalmaktadır. Bu dönemde Türk işverenleri yanında çalışan Türk işgücünün yabancı çalışanlara oranı %10-15 dolayındadır. Nitekim, yurtdışında çalışan Türk işgücü sayısı 1980'Ierde 200,000'i aşarken şimdi yaklaşık 10,000 kişi düzeyine düşmüştür. 

Yurtdışı işlerde Türk işgücü talebinin arttırılabilmesine yönelik öneriler;

·	Türk İnşaat firmalarının yoğun iş aldığı ülkelerin ağırlıklı olarak  çeşitli siyasal yapıda ve sosyal düzen içerisinde yaşadığı  gözlenmektedir. Doğal olarak bu ülkelerin gerek vergi mevzuatı gerekse muhasebe sistemi ile sosyal güvenlik hakları kendi yapılarına göre düzenlenmiştir . Yurtdışına işçi götürmede karşılaşılan ve yurtiçi uygulamalardan kaynaklanan sorunlara ilişkin genel bir değerlendirme yapılırsa, tek bir yasal hüküm ile tüm bu ülkelerde çalışan işçilerin ve aile bireylerinin sosyal güvenlik haklarının sağlanmasının mümkün olamayacağı açıktır . 

·	Sosyal Güvenlik Sözleşmesi yapılmamış ülkelere gönderilen işçiler için 506 Sayılı Sosyal Sigorta Kanunu'na dayanılarak Topluluk Sigortasının zorunlu uygulaması kaldırılmalıdır. Bu uygulama yerine isteğe bağlı ferdi sigorta yapılması sistemi getirilmelidir . 

·	Sosyal Güvenlik Sözleşmesi yurtdışı inşaat hizmetlerinin aktif olduğu, dolayısıyla yoğun Türk işgücü kullanılan ülkelerle yapılmamalıdır. 

·	Tip Sözleşmelerde, çalışılan ülke mevzuatlarının dikkate alınması sağlanmalıdır . 

·	Yabancı ülkelerle yurtdışı inşaat hizmetlerini ilgilendiren anlaşmalar yapılmadan önce sektörün temsilcisi olan İNTES vb. kuruluşların deneyimi ve görüşlerinden yararlanılmalıdır . 

·	Yurtdışında çalışmak üzere Türkiye'den götürülen Türk işçilerinin sosyal güvenliklerinin sağlanmasına yönelik uygulamalarda Türk işverenleri, yabancı işverenlerin tabi olduğu şartlara tabi olmalıdır. 


·	Ülkemizin içinde bulunduğu kriz döneminde, ekonomik durgunluğun ve işsizliğin aşılmasında büyük katkı sağlayacak yurtdışı inşaat hizmetlerinin önünün açılması ve Türk işgücünü yurtdışında istihdam etme olanağı sağlanması için teşvik sistemi hayata geçirilmelidir . 

·	Türk özel sektörünün uluslararası platformda başarılı olabilmesi, performansını arttırabilmesi, ülke iş hayatının yeni dünya düzenine, yoğun rekabet şartlarına cevap verecek şekilde düzenlenebilmesi için eski ve o zamanının koşullarına göre yapılmış yasaların değiştirilmesi gerekmektedir. 

·	Türk işgücünün sertifikalandırılmasına yönelik eğitim programlarına destek verilmelidir . 

Türk firmalarının iş yaptığı ülkeler genellikle Rusya, Türk Cumhuriyetleri, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve gelişmekte olan ülkelerdir.

Bu ülkelerin tamamında işsizlik ve uzman inşaat işçisi yönünden sıkıntılar bulunmaktadır. Bu nedenle hem işsizliği önleme hem de eğitimleri için yerli işçi kullanılmasını zorunlu tutmaktadırlar. Bunun içinde devamlı yeni  düzenlemeler getirilerek inşaatlarda çoğunluğu vasıfsız işçi olmak üzere yerli eleman kullanma oranı arttırılmaktadır. 

Bazı ülkeler sertifikalı işçi kullanma zorunluluğu getirmiştir. Bu engeli aşmak içinde Türkiye&#8217;de eğitilmiş sertifikalı işçi yetiştirmemiz kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu sorunu aşmak için Sendikamızın Kurucuları arasında bulunduğu İNİŞEV (Türkiye İnşaat ve Tesisat İşçileri Eğitim Vakfı) ve benzeri organizasyonların mutlaka desteklenmesi gerekmektedir. 

Bazı ülkelerde yukarıdaki nedenlerle, yabancı işçi kullanma müsaadelerinin ve blok vizelerin temininde zorluklarla karşılaşılmakta ve  prosedür her gün biraz daha zorlaştırılmaktadır.  Bu da projelerin yapımında zaman kaybına, büyük genel  gider artışlarına sebep olmaktadır. 


5. SEKTÖRÜN DİSİPLİNİ



Ülkemizde dünyada örneği bulunmayacak ölçüde  müteahhit enflasyonu yaşanmaktadır. 

Sektörümüzde bazı verilerle toplam 200.000, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı verilerine göre ise her grupta (A &#8211; B &#8211; C &#8211; D &#8211; G &#8211; H) ÖZEL, TÜZEL ve DEVİRLİ olmak üzere müteahhit karnesine sahip yaklaşık 90.000 müteahhit vardır. Sektördeki bu karmaşa anlaşılır gibi değildir.

TİSK &#8211; Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu üyesi olan Sendikamıza üye 126 ve tüm ülkede aynı seviyede yaklaşık 150-200 inşaat sanayicisi firma sektörün en ciddi  mensuplarını oluşturmaktadır. 

Üyelerimiz; yani yüzbinlerle ifade edilen grubun içindeki 125 firma, Ülkemiz yatırımlarının parasal değerle yaklaşık  % 70 ini gerçekleştirmektedirler. Yurtdışında yapılan inşaat işlerinin ise % 90&#8217;ını üstlenmişlerdir.
Sendikamız üyelerini ve aynı ciddiyetteki meslek mensuplarını İNŞAAT SANAYİCİLERİ olarak tanımlamaktadır. İNŞAAT SANAYİİ olarak kabul ettiğimiz sektörümüz mühendislik bilim dalını sanayi dönüştüren ve ekonomiye katma değer yaratan ticari bir faaliyettir.

Ülkemizde bu güne kadar inşaat müteahhidinin  tanımı yapılamamıştır. 

Hemen herkesin sahip olabildiği ve ticari faaliyet sürdürebildiği bir meslek olarak algılanarak her olumsuz durumun müsebbibi gösterilmekten çaresiz hüsran yaşıyoruz.

Ülkemizde vergi ödeyen , istihdam yaratan, yatırımları ekonomiye kazandıran , ciddi organizasyon, makine parkı  ve finansman yapısına sahip inşaat müteahhitlerine artık İNŞAAT SANAYİCİLERİ olarak hitap edilmesi zamanı gelmiştir.

Bu tanımın, her türlü işi taahhüt eden &#8216;diğer müteahhitlerden&#8217; sektörümüzün gerçek temsilcilerini ayırmak  üzere benimsenmesini  ve kullanılmasını rica ediyoruz.

Genel olarak, Müteahhit; &#8220;Başkasıyla ilgili işi yapmayı üzerine alan kişi olarak&#8221; tanımlanmaktadır.

Bu tanım uyarınca, baraj, otoyol ve termik santral yapmayı taahhüt eden de, devlete temizlik hizmeti vermeyi taahhüt eden de müteahhittir. Müteahhitlik sektörünün temel sıkıntısı da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Yatırımları gerçekleştiren, büyük projelere imza atan,ciddi mesleki sorumluluk taşıyan taahhüt sektörü mensuplarının, diğer müteahhitlerden ayrılma zorunluluğu vardır.

Bu ayrıma artık eskimiş ve yıpranmış bir tanım olan &#8216;müteahhit&#8217; kelimesinin değiştirilmesinden başlanmalıdır. İnşaat  sektörünün bugün gerek ülkemizde, gerek dünya pazarlarında göstermiş olduğu performans, bu sektör temsilcilerinin İNŞAAT SANAYİCİLERİ  unvanını hak ettiklerini ispatlamıştır.

Günümüzde özel sektör ve kamu yatırımlarının hacmi,müşterilerden gelen nitelikli talepler ya da yüksek teknolojinin sunduğu tasarım ve inşaa olanakları sektör firmalarını yeniden yapılanma sürecine sokmuştur. Bu aşamadan sonra kalite üretmeden,faaliyetlerde süreklilik sağlanmadan rekabet edebilmek mümkün değildir. Bu nedenledir ki üyelerimizin hemen hemen hepsi ISO standartlarına sahip olmuşlardır. Yeni Kamu İhale Yasasının koyduğu  normlara üyelerimiz bugünden hazırdırlar.

 &#8216;İnşaat sektörü ürün&#8217;lerinin sanayi ürünlerinden farkı , proje bazında ve tümüyle siparişe bağlı olarak üretilmesidir. Ürün spesifikasyonu her inşaat sözleşmesi ile yeniden gerçekleşmektedir. Çoğunlukla her sözleşme için bir işyeri tesis edilmesi ve iş bitiminde kapatılması inşaat faaliyeti sürekliliğinin kesintiye uğraması anlamına gelmeyip, sadece faaliyet alanı ve biçiminin yer değiştirmesini ifade etmektedir.

Sanayide olduğu gibi inşaatta da üretim hep vardır,hatta sanayinin ötesinde sürekli değişerek vardır. İnşaat sektöründe yapılan her işi, sanayinin her bir siparişi veya kontratı olarak değerlendirmek gerekir.

Belirli bir insan gücü ve sabit kıymet varlığını,bilgi birikimi ve teknoloji desteği ile üretim sürecine dönüştüren sektör, inşaatı harç ve tuğladan ibaret gören bir yaklaşımla değerlendirilemez.

İnşaat işletmeleri, üretim sürecindeki, kalite artışı beklentilerini gereği gibi karşılayabilmek üzere, bazı alanlarda uzmanlaşmayı kaçınılmaz görmektedirler. İnşaatı üreten ana firma; temel girdileri sağlayan alt uzmanlık şirketlerini devreye sokarak, nitelikli faaliyet üretimi ve bunun sürekliliğini sağlamaktadır. 

İnşaat Sektörünü bu şekilde algıladığımızda,kamuoyunun bildiğinden çok farklı bir faaliyet alanı ortaya çıkmakta ve bu alanın yeni bir yaklaşımla birlikte yeniden tanımlanması zaruri olmaktadır.İNŞAAT SANAYİİ kavramı da bu kapsamda, tanımlama ve hatta doğru tanınma ihtiyacının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

İnşaat sektörünü bugünkü yapısından kurtarmanın bir yolu da, sektöre dahil olmak isteyenlerin İNŞAAT SANAYİCİLERİ perspektifinde belli standartlara sahip olmalarının sağlanması için gerekli mevzuat alt yapısının oluşturulmasıdır.

Bu düzenleme, inşaat sektörü mensuplarını bu güne kadar yaşanan ağır ithamlardan kurtaracağı gibi,kendilerini müteahhit değil İNŞAAT SANAYİCİLERİ olarak gören ciddi sektör mensuplarına da yepyeni bir ufuk açacaktır.

Sendikamız 25.09.2002 tarihinde gerçekleştirmiş olduğu Olağanüstü Genel Kurul toplantısında hedeflerine uygun olarak unvanını Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası olarak değiştirmiştir.





6. İNTES TÜRKİYE &#8220;İNŞAAT EĞİTİM ŞANTİYESİ&#8221; PROJESİ

İnşaat sektörünün Türk ekonomisinde önemli bir yeri vardır. Ülkemizi uluslararası platformda başarı ile temsil eden sektörlerin başında gelmektedir.

Yıllara ve dönemlere göre farklılık göstermekle beraber, Türkiye&#8217;de son 10 yılda sanayi sektöründe çalışanların ortalama %27&#8217;sini oluşturan 1.350 bin civarındaki kişi inşaat ve bayındırlık işlerinde istihdam edilmiştir. İstihdamda böylesine geniş bir payı olan inşaat sektöründe becerili işgücü olarak çalışacakların eğitimlerinde ciddi güçlükler yaşanmaktadır. 

İnşaat meslekleri 1979 yılından beri çıraklık eğitimi uygulaması kapsamındadır. Yaklaşık 25 yıllık bir süreç içerisinde çıraklık eğitimi görerek kalfalık ve ustalık belgesi alanların sayısı birkaç yüzü geçmemektedir. Kısaca, Türkiye&#8217;deki çıraklık eğitimi uygulamalarının inşaat mesleklerinde işlerliği bulunmamaktadır. 

Örgün mesleki ve teknik öğretimde inşaat meslekleriyle ilgili eğitim, Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğüne bağlı okullarda verilmektedir. Bu genel müdürlüğe bağlı yaklaşık 1350 okulun yaklaşık 400 bin öğrencisi vardır. Sözü edilen okullardaki toplam 4.550 bölümün sadece 292&#8217;si inşaat meslekleriyle (tesisat dahil) ilgilidir. 

2001-2002 öğretim yılında yapı, alt yapı ve üst yapı bölümlerinde toplam 3.567; yapı ressamlığı bölümünde ise 5.498 öğrenci eğitim görmüştür. Aynı öğretim yılında yapı, alt yapı ve üst yapı bölümlerine yeni kayıt yaptıran öğrenci sayısı toplam 1519&#8217;dur. Bu bölümlerden mezun olan öğrencilerin çoğunluğunun eğitim gördüğü alanda çalışmadığı da dikkate alındığında, sorunun boyutları daha iyi anlaşılmaktadır.  

Verilen eğitimler, sektörün değişik alanlardaki yetişmiş işgücü ihtiyacına tam olarak karşılık gelmemekte, uygulama boyutunu yeterince kapsamadığından inşaat üretim sürecinde gerekli performansın gösterilmesi mümkün olamamaktadır.

Bu veriler, Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın inşaat mesleklerini ihmal ettiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Örneğin, çıraklık eğitimi ile ilgili üst kademe yönetim hizmetleri uzun yıllar inşaat mesleklerinden gelen teknik öğretmenlerce yürütülmüştür. Bu kişiler, inşaat mesleklerindeki çıraklık eğitimi hizmetlerini geliştirmek için samimi bir gayretin içinde olmuşlardır. Ancak, hiçbir sonuç alınamamıştır. 1980&#8217;li yılların ikinci yarısında başlatılan istihdam garantili kurslarda da benzer gayretler gözlenmiş, inşaat mesleklerine öncelik verilmiş, yine de beklenen sonuçlar alınamamıştır. 

Yukarıdaki bilgiler, inşaat mesleklerinde becerili işgücü yetiştirmedeki sorunların kişiler, öncelikler, kaynak yetersizliği gibi nedenlerle açıklanamayacağı gerçeğini ortaya koymaktadır. 

İnşaat sektöründe becerili işgücü ihtiyacının karşılanamamasının en ağır bedelini İNTES bünyesinde örgütlü işverenler ödemektedir.  İNTES bünyesinde örgütlenen işverenler, Türk inşaat sektörünün en seçkin temsilcileridir. Üyelerimiz; Ülkemiz yatırımlarının parasal değerle yaklaşık  % 70 ini gerçekleştirmektedirler. Yurtdışında yapılan inşaat işlerinin ise % 90&#8217;ını üstlenmişlerdir.

Bahsedilen üye profili, sektördeki istihdam alanının da büyük bir bölümüne karşılık gelmektedir. Firmalarımız gerek kendilerinin sahip olduğu istihdam kapasiteleri, gerekse yürüttükleri büyük projelerde yararlandıkları alt işverenler dolayısı ile sektördeki istihdamın en büyük alıcısı konumundadırlar.

İNTES; ayrıca, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) bünyesinde inşaat sektörünü temsil eden tek işveren sendikasıdır.

İNTES, yukarıda özetlenen sorunları sistematik açıdan analiz ederek, inşaat sektöründe ihtiyaç duyulan becerili işgücü yetiştirmenin önündeki engelleri aşacak çözümler üretme gayreti içerisindedir. 

Çalışmalardan elde edilen ilk bulgular, işçi ve işveren kesiminin güçlü desteğini almayan bir modelin işlerliğinin olmayacağı yönündedir. Bu sebeple Sendikamız çalışmaların başlangıçtan itibaren YOL-İŞ Sendikası ile birlikte sürdürülmesini başarının ön koşulu olarak kabul etmekte ve buna uygun biçimde davranmaktadır.

Türkiye Yol-İş Sendikası, ülkemizde yasal olarak, inşaat sektöründe toplu iş sözleşmesi yapma yetkisini haiz tek işçi sendikasıdır. İNTES ve YOL-İŞ uzun yıllardır ortaklaşa çok sayıda toplu iş sözleşmesini imzalamış ve herhangi bir sorun yaşamadan başarı ile uygulamışlardır.
 İnşaat sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelik ve nicelikteki becerili işgücünü yetiştirmek üzere, Türkiye şartlarında işlerliği olan bir model geliştirmek için işçi ve işveren kesiminin bir araya gelerek, bu amaç doğrultusunda hedeflerini uyumlulaştırmalarını ve kaynaklarını seferber etmelerini, diğer sektörlere örnek olacak bir işbirliği olarak değerlendirmekteyiz. 

İNTES, eğitim konusundaki duyarlılığını uzun yıllar önce göstererek, sektörün seçkin temsilcileri ile birlikte, Türkiye İnşaat ve Tesisat İşçileri Eğitim Vakfı&#8217;nı kurmuştur. Vakıf, çalışanların eğitimi konusunda değişik projeler yürütmüş, pek çok kişiye eğitim verilmesine öncülük etmiştir. Bu çalışmaların yaygınlık ve etkinlik kazanması sektörün önemli öncelikleri arasında yer almaktadır.

İnşaat sektöründe çalışacak becerili işgücünü yetiştirmek amacıyla, İNTES ve YOL-İŞ sendikaları olarak müştereken bir eğitim merkezi kurmak istiyoruz. Merkezin arsası ile inşaata ilişkin harcamaların tamamı Sendikalarımızca karşılanacaktır. Söz edilen Merkez, klasik bir eğitim merkezi olmanın ötesinde bir &#8220;inşaat eğitim şantiyesi&#8221; konsepti ile hazırlanacaktır. &#8220; İNŞAAT EĞİTİM ŞANTİYESİ&#8221; adını vermeyi planladığımız bu Merkezde,
ü	İnşaat sektöründe istihdam edileceklere mesleki bilgi ve formasyon kazandırılacak,
 
ü	Halen TBMM gündeminde bulunan Meslek Standartları Kurumu Kanun tasarısının yasalaşmasını müteakip, verilen eğitimlerin belgelendirilmesi sağlanacak ( ki bu konuda Sendikamız geçtiğimiz yıllarda 71 tane inşaat sektörünü ilgilendiren mesleğin standartlarının belirlenmesine aktif olarak iştirak etmiştir.),

ü	Bu kişilere, ağır ve tehlikeli işler kapsamında bulunan sektörde ayrı önemi olan, iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri konusunda gerekli eğitimler verilecektir.

Nihai amaç ise, tüm çağdaş yöntemlerle eğitimlerinin verildiği nitelikli iş gücünün, sektöre kazandırılması ve sektör içinde çalışmaya devam etmelerinin sağlanmasıdır.

Merkez, herhangi bir inşaat şantiyesinde bulunan tüm donanımlarla teçhiz edilerek, öğrencilerin daha sonra çalışacakları ortamlara ilk günden adaptasyonlarını  sağlayacak şekilde hayata geçirilecektir. Özetle eğitim amaçlı bir &#8220;şantiye&#8221; kurulacaktır.


Projenin hayata geçirilmesi için öncelikle, Ankara Sanayi Odasından, Organize Sanayi Bölgesi sınırları içinde bir arsanın tahsisi sağlanmıştır.  Konuyla ilgili uluslar arası örneklerin temini, ulusal ve uluslar arası işbirliği imkanlarının sağlanması için çalışmalar ayrıca sürmektedir.


7. TARIM SEKTÖRÜ YATIRIMLARI


7.1. GİRİŞ VE TESPİTLER

 Ülkemiz tarım ve hayvancılık bakımından bölge ülkeleri arasında önemli bir yere sahip olup,  gıda maddeleri üretiminde dünya üzerinde kendi kendine yeterli az sayıda ülkeden biridir. Son   10 yıl içerisinde tarım sektörünün GSMH içerisindeki payı aşağıda yer almaktadır. 
Aşağıda ki tabloda son 10 yıl içerisinde tarım sektörünün GSMH içerisindeki payı yer almaktadır.  








SEKTÖR/ TOPLAM TUTAR*	
TARIM	TOPLAM GSMH İÇİNDEKİ PAYI	YILLAR 
68.692	%17	1990
96.074	%15	1991
163.827	%15	1992
305.525	%15	1993
598.169	%15	1994
1.218.178	%16	1995
2.489.774	%17	1996
4.170.001	%14	1997
9.113.454	%17	1998
11.851.055	%15	1999
17.540.631	%14	2000
23.427.659	%13	2001
32.933.705	%12	2002

Türkiye dünyanın toprak açısından büyük ülkelerinden biridir. Ülke topraklarının %54'den  fazlası kamuya (devlet, belediyeler ve özel idareler) aittir. Bunun büyük bir kısmı ise mera ve orman arazisidir. 1940 yılında 14 milyon 800 bin hektar olan ekili ve dikili alan, 1998 yılında 27 milyon hektara ulaşmıştır. Ekili ve dikili alanın %78.9'unda kuru tarım ve %21.1'inde sulu tarım yapılmaktadır. Son verilere göre tarımsal üretimin %68.6'sı bitkisel ürünler, %23.7'si hayvancılık, %4.5'i ormancılık ve %2.1'i de su ürünlerinden oluşmaktadır
Tarım  sektörü altyapı  yatırımlarının büyük bir kısmı DSİ tarafından gerçekleştirilmektedir. 
Tarımsal alt yapının oluşturulmasında, sulama barajları, kanalları ve arazi geliştirme yatırımları, tarım sektörü yatırımları içindeki ağırlığını korumaktadır.  2001 yılı sonu itibari ile toplam 4 milyon 772 bin hektar alan sulamaya açılmıştır. 2002 yılı programı hedefleri doğrultusunda  sulamaya açılacak alanlarla birlikte  toplam sulanmış alan 4 milyon 850 bin hektar olacaktır. Bu rakam,   8,5 milyon hektar ekonomik olarak sulanabilir alan içinde yaklaşık olarak  %57&#8217;lik bir oranı ifade etmektedir. 
DSİ , tüm ülke genelinde yapmış olduğu 31 milyar dolarlık tarım sektörü yatırımı ile  2,5 milyon hektar sulama alanı oluşturmuş  ve 22 milyon kişiye içme, kullanma ve endüstri suyu sağlamıştır. 
Aşağıdaki tabloda DSİ yatırımlarının proje tiplerine göre dağılımı yer almaktadır. Buradan da açıkça görüleceği gibi DSİ yatırımlarının çok büyük bir kısmı inşaat veya proje aşamasındadır.

2001	İŞLETME	İNŞAAT VEYA PROJE
BARAJ VE HES	243	125
GÖLET	342	157
SULAMA	2.500.000 HA	580.000 ha
İÇME SUYU	13 şehir	40 şehir
TAŞKIN KONTROL	4129 ADET	1043 ADET

Ülkemizde 4 binin üzerinde taşkın kontrol yapısı olmasına rağmen,  su projelerinin ancak üçte biri gerçekleşmiş durumdadır. Bu oran ise ihtiyaçların ancak üçte bir oranında - bazı yatırımlarda bu orana bile ulaşılamamaktadır- karşılanabildiğini göstermesi açısından çarpıcıdır.

Taşkın kontrolünün  yapılmadığı  yerlerde uğranılan  hasarlar  dikkate alındığında   bu projelerin öncellikle bitirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Ayrıca gerek taşkın önlenmesi ve gerekse de kuraklığın yaşanmaması için ülkemizdeki suyun her damlasından yararlanabilmek amacıyla 700 civarındaki depolama tesisinin bitirilmesi , 450 civarında santralin süratle devreye girmesi sağlanmalıdır. 
GAP projesi Ülkemizin olduğu kadar dünyanın da en büyük yatırımlarından biridir. GAP projeleri tamamlandığında toplam 3.800.000 kişiye  istihdam  sağlanmış olacaktır. Ayrıca GAP içinde yer alan sulama projelerinin tamamlanması ile , tarım gelirlerinde  3 ila 6 kat oranında  artış sağlanacaktır.
DSİ projelerinin hizmete girmesi ile sulanmış bölgelerden elde edilen gelir artışı yılda  6 milyar doların üzerindedir. Bu  da sulama projelerinin ne denli önemli olduğunu göstermektedir.
Aşağıdaki tabloda Cumhuriyetten bu yana tarım sektöründeki istihdam kapasitesi yer almaktadır. Tablodan açıkça görüleceği gibi sanayileşmenin hız kazanması ile birlikte tarım sektöründeki istihdamın toplam istihdama oranı %90 seviyesinden %40&#8217;lara kadar düşmüştür.

















SİVİL İSTİHDAM (15+ Yaş)  
YILLAR	 TOPLAM İSTİHDAM	TARIM SEKTÖRÜNDEKİ İSTİHDAM	TOPLAM İSTİDAMDA TARIMIN PAYI (%)
1923	5.371	4.850	0,90
1930	6.372	5.605	0,88
1940	7.745	6.699	0,86
1950	9.363	7.939	0,85
1960	11.945	8.940	0,75
1970	13.768	8.835	0,64
1980	16.523	8.960	0,54
1985	17.547	8.837	0,5
1990	19.323	9.233	0,48
1995	21.378	10.226	0,48
1996	21.698	9.962	0,46
1997	20.815	8.219	0,39
1998	21.958	9.534	0,43
1999	21.546	9.709	0,45
2000	21.727	8.163	0,38
2001	21.875	8.676	0,40
2002	21.691	6.902	0,36
Kaynak : DİE hanehalkı iş gücü anketi




1999 ve 2000 yılına dikkat edildiğinde istihdam oranında  % 7&#8217;lere varan bir düşüş yaşanmıştır. Düşüşün sebeplerinin başında, tarım sektörüne bütçe imkansızlıkları nedeni ile Devletimizin yeterince önem vermemesi gelmektedir. Bunun en açık göstergelerinden birisi de tarım sektörüne ayrılan ödenekler ile gerçek ihtiyaçlar arasındaki dengesizliktir. Tarım  sektöründe mevcut projeler için talep edilen ödeneğin, bütçe imkanları içinde sadece %12&#8217;si karşılanmaktadır.

Tarım sektörüne verilen önemin azalması ile bu alanlarda yaşayan halkın gelir seviyesi düşmüştür. Ayrıca kırsal kesimlerde yaşayan genç nüfusun  büyük kentlerde yaşamaya dair olan özlemi,  sosyal dengesizliklere neden olan  büyük kentlere göç oranını arttırmış,  bu da vasıflı tarım işçilerinin büyük kentlerde vasıfsız işlerde çalışmasına sebep olmuştur. 

7.2. TESPİTLER, SORUNLAR ve ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Sanayi kesimine  yapılan yatırımların ekonomiye geri dönüşü uzun sürmektedir. Oysaki tarım sektörü yatırımları, sağladığı hızlı istihdam artışı ve üretim kapasitesi ile ekonomiye katma değer olarak BİR YIL dönme gücüne sahiptir. Sektörün yıllardır ihmal edilmesinin bedelini ülkemiz ağır bir şekilde ödemeye başlamıştır. 
Aşağıdaki tablolarda 2003 yılında tarım sektöründe yapılan yatırımlar, ayrılan ödenekler ve bu ödeneklerle projelerin tamamlanma süresi görülmektedir. 
TOPLAM TARIM PROJELERİ
  
YILLAR	Proje Sayısı	Proje Tutarı	Toplam Harcama	Kalan yatırım tutarı	Ayrılan Ödenek	Proje Tamamlanma Süresi/yıl
2002	402	33,6	11,9	21,6	0,8	26,3
2003	364	36,9	13,0	23,9	1,1	27,8
Trilyon TL

 

                                                                                                                 
DSİ TARIM PROJELERİ 
                        
YIL	Proje Sayısı	Proje tutarı	Harcanan Tutar	Kalan Yatırım Tutarı	Ayrılan Ödenek 	Proje Tamamlanma süresi/yıl
2002	194	31.500.125	11.174.980	20.325.145	469.500	43,2
2003	189	34.388.562	12.047.966	22.340.596	708.800	31,6
                                                                                                                    Trilyon TL

Ayrılan ödeneklerle tarım yatırımları, genelde 27.8 yılda DSİ bazında ise 31.6 yılda bitirilebilmektedir. 

Bu sürelerle  yatırımlar, ekonomiye kazanç değil kayıp oluşturmaktadır. 

Zira bu noktada ayrılan ödenekler YATIRIMA değil ONARIMA gitmektedir.

2003  yılı bütçesinde yatırımlar özellikle tarım projeleri rehabilite yerine yok edilmektedir.

Yıllardır  devam eden projelere 2003 yılında iz ödenek ayrılması, yani ödenek ayrılmamasının, İŞSİZLİĞE, YATIRIMLARIN EKONOMİYE KAZANDIRILAMAMASINA, KALKINMA HIZININ AZALMASINA, SOSYAL DENGELERİN BOZULMASINA, BÜYÜK ŞEHİRLERE GÖÇE, HATTA TERÖRÜN YENİDEN CANLANMASINA NEDEN OLABİLECEKTİR.

Sadece bir üyemizdeki yatırıma ait örnek verecek olursak bu üyemizde toplam 4 tarım projesi vardır.2003 fiyatları ile bu projelerin yatırım tutarı 520 trilyon liradır..Bu projeler için ayrılan  ödenek KDV hariç 4 trilyon liradır. Bir başka ifade ile binde 7 ödenek ayrılmıştır. Bu tutar ile bahse konu işler 130 yılda bitecektir. 1500 kişi işsiz kalacaktır.

DPT; projelerin, özellikle tarım projelerinin teknik kriterler ve öncelikler dikkate alınarak değerlendireceğini vurgulamıştır. 

Ancak belirlenen bu kriterler bütçelemeye yansımamıştır. Bunun sonucunda üyemiz 100 firma öngörülemeyecek ölçüde büyük bir yaşam savaşı ile karşı karşıya kalmıştır. Yapılan düzenleme ile,  tarım sektörü projeleri tümüyle bitkisel hayata girmektedir. 

·	Sadece tarım sektöründe 70-100.000 kişi  işçi işsiz kalacaktır. 
·	Yetişmiş teknik kadrolar işsiz kalacaktır.
·	Ciddi bir makine parkı atıl kalacaktır.
·	Bankalarla ciddi sorunlar yaşanacaktır.

OLMASI GEREKEN; TARIM ve ENERJİDE YER ALAN TÜM PROJELERİN TEKNİK KRİTERLER VE YARATACAĞI KATMA DEĞER AÇISINDAN BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLEREK ÖNCELİK SIRALAMASI VE TARIM SEKTÖRÜNE ÖDENEK AKTARILMASI YAPILMALIDIR.

Tüm bu tespitler ışığında ve Finansman Kanunu&#8217;nun, 2003 yılında yoğun olarak uygulanmaya konulması sonucu 2003 yılının geçiş yılı olacağı anlaşılmaktadır. 

Bu nedenlerle projeleri durdurmak ve vahim sonuçlara katlanmak yerine aşağıda yer alan önerilerimizi dikkatinize arzediyoruz.

1.	KAMULAŞTIRMA, SÖZLEŞME VE YAPIM SORUNLARI OLAN PROJELERİN, BU NEDENLERLE FİİLEN KULLANILMASI MÜMKÜN OLMAYAN ÖDENEKLERİ, TARIM PROJELERİNE AKTARILMALIDIR. (BU PROJELER SEKTÖRÜMÜZ VE YATIRIMCI KURULUŞ OLAN DSİ TARAFINDAN BİLİNMEKTEDİR.)

2.	ENERJİ POLİTİKASI GEREĞİ 2007 YILINDAN İTİBAREN OLUŞACAK İHTİYAÇLA DOĞRU ORANTILI OLARAK ENERJİ VE TARIM YATIRIMLARININ  DEĞERLENDİRİLMESİ . 2003 VE 2004 YILINDA YATIRIM PROJELERİ MÜHENDİSLİK VE YARATTIĞI KATMA DEĞER AÇISINDAN OBJEKTİF BİR ŞEKİLDE DEĞERLENDİRİLMELİDİR. 

3.	FİRMALARIN TALEBİ HALİNDE, MUTABAKAT SAĞLANACAK BİR TUTARDA FİRMANIN KENDİ İMKANLARI İLE İŞ YAPMASINA OLANAK TANINMALI VE KARŞILIĞINDA İÇ BORÇLANMA SENEDİ VERİLMESİ TEMİN EDİLMELİDİR.

4.	KURULUŞUNUZA İŞ YAPAN YÜKLENİCİLERİN KISA SÜREDE BİTİRECEKLERİ PROJELER İÇİN KENDİ İMKANLARI İLE BİTİRMELERİNE İZİN VERİLMESİ ve ÖDENEKLERİN TAKVİME BAĞLANMASI, ÖDENDİĞİ TARİHTE GÜNCELLEŞTİRİLEREK ÖDENMESİNE İMKAN SAĞLANMALIDIR.

5.	TARIM SEKTÖRÜNDE DIŞ PROJE KREDİSİ İLE YAPILACAK İŞLERİN YENİDEN CANLANDIRILMASI İÇİN HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI İLE SORUNLAR AŞILMALIDIR.

Kaynak: www.intes.org]]></description>
		</item>
	</channel>
</rss>